12 Maymun ve Zaman Yolculuğu

12  MONKEYS,  TERRY GILLIAM, 1995

Zaman yolculuğu, insanoğlunun yüzyıllardır ilgisini çekmiştir. Zamanda yolculuk yapmak, geçmişe gidip yaptığı hataları düzeltmek veya geleceğe gidip kendini ve konumu görmek herkes tarafından merak edilen bir durum olmuştur. Einstein ve diğer fizikçiler bu konuyla ilgili açıklamalar, çalışmalar yapmışlardır.

Görecelilik kuramı ile zaman ve uzay kavramı çok defa tartışılmıştır. Bilim yönü bir yana insanlık için zaman yolculuğu hep ilgi çekici olacaktır. Dünya sinemasında, Kelebek Etkisi (2004), The Time Machine (1960), Primer (2004), Time After Time (1979), 12 Monkeys (1995), ülke sinemamızda A.R.O.G (2008),  Zaman Makinesi 1973 (2014) gibi yapımlar zamanda yolculuğu merkezine alan filmlerdir.

12 maymun filmi

Terry Gilliam’ın yönetmenliğinde çekilen 12 Monkeys filmi, türü içerisinde önemli bir yere sahiptir. Brad Pitt, Bruce Willes ve Madeleine Stowe’ un yer aldığı 1995 yapımı bilim kurgu türü film, türünün efsanelerinden sayılmaktadır.  Filmin ana karakteri James Cole bilinmeyen bir gelecekte bir grup insan ile beraber yaşamaktadır. Film içerisinde bu bilinmeyen geleceğin tarihini hiçbir detayda görmemekteyiz.

Terry Gilliam röportajlarında bilinmeyen geleceğin 2035 olduğunu belirtmiştir.  1996 yılında ortaya çıkan ve nedeni bilinmeyen ölümcül bir virüs insanlığın sonu olmuştur. Yüzde birlik bir kesin hariç tüm insanlık yok olmuştur. Hayatta kalmayı başaran insanlar ise yer altında yaşamaktadır. Cole, ‘’gönüllü’’ olarak bir grup bilim insanı tarafından geçmişe gönderilmek üzere görevlendiriliyor.

Cole karakterin geçmişe yollanma amacı ise virüsün sebebini ve nasıl ortaya çıktığını ortaya tespit etmek, eğer bu tespit mümkün olursa bilim adamları bu duruma bir çözüm bulmaya çalışacaklardır. Zaman ve mekan karmaşıklığı içerisinde sürüklenen film, klasik anlatım tarzını yansıtmamaktadır.

Terry Gilliam, film içerisinde bir çok sahnede kapitalizm, delilik sorgulanması, elit dünya tartışmalarına karakterler üzerinden direkt gönderme yapmakta ve bunu perdeye aktarmaktadır. Jeffrey karakterinin ‘’Delilik nedir biliyor musun? Delilik çoğunluğun kurallarıdır!’’ repliği toplumsal yaşama ve elit dünya düzenine doğrudan bir eleştiridir.

Jeffrey’ in ‘’koltuğumdan kalk’’ diye bağırmasının ardından ‘’Artık üretici olmaktan çıktık. Bir şey yapmıyoruz. Her şey otomatik. O halde biz neyiz? Biz tüketiciyiz, Jim. Tamam, tamam. Bir sürü şey satın al, iyi bir yurttaş olursun. Ama bir sürü şey satın almazsan, ne olursun? Ne? Akıl hastası olursun.’’ cümle dizisi ise ağır bir kapitalizm göndermesidir. Akıl hastalığı kavramını burada toplum içerisinde üst tabaka tarafından aşağılanan ve kapitalizm çarkının dişlileri arasında ezilen, yaşam mücadelesi veren alt tabaka için net bir benzetmedir.

Cole’ ün gelecek ve geçmiş arasındaki geçen döngüsü bir amaca hizmet etmekteydi. İnsanlığa bir hizmet çatısı altında ezici bir görevdi. Bilim insanlarının amacı bu şekilde dile getiriliyordu. İnsanlığı tekrar dünya üzerinde yaşatmak.

Genel perspektiften bakıldığı zaman ‘’gelecek’’ doktorlarının amacı hiçbir zaman geçmişteki insanları kurtarmak değildi. Film içerisinde buna birçok farklı yerde referans vardı. Felaketin sonucunun değişmeyeceği ve çözümün geçmişteki insanlara fayda sağlamayacağını fark etmekteyiz. ‘’Gelecek’’ doktorlarının asıl amacı sadece saf virüsten bir örnek almaktı.

Saf virüsten bir örnek onların çalışmalarını, bağışıklık üretmelerini sağlayacak ve bir çözüme kavuşmaları ile sonuçlanacaktı. Tekrar yeryüzünde insanoğlu yaşayabilecekti.

ABD vatandaşı Teorik Fizikçi Mallett’ in teorik yaklaşımına göre doğrusal zaman döngüsel bir şekle doğru bükülebilir, çünkü uzay ve zaman birbirine sıkı bir biçimde bağlıdır. Uzaydaki bir sapma, zamanda da sapmaya sebep olur. Fizikçi Hawking, dünyayı ayağa kaldıran açıklamasında ”uzay-zamandaki eğrilmelerle oluşan geçitler zamanda seyahat etmeyi mümkün kılabilir. Bu geçitler, uzayda bir tüp geçit gibidir ve bu seyahat bir gün yapılacak” dedi.

Stephen Hawking, 1995 yılında, Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir konferansta, zaman yolculuğu konusunda bir konuşmasında “Sizi temin ederim ki, henüz yapan birini görmememize ve olduğunu kanıtlayamamıza rağmen, zamanda yolculuk mümkündür. Evrendeki kara delikler, zaman yolculuğunu mümkün kılabilir.

Çünkü,  kara deliklerin, gelecekteki uygarlıklar tarafından kullanılabileceği yolunda ciddi iddialar ve bulgular var demişti. Hawking’ in bu sözleri, birçok araştırmacının, “Gelecekten gelen zaman gezmenleri dünya tarihini değiştirmiş olabilirler.”[1] tezini destekler, hatta doğrular nitelikteydi.

Bu teoriye dayanarak film içerisinde ‘’gönüllü’’ zaman yolcularının geçmişte kalmalarına izin verilmiyordu. Saniyelik bir değişim bile geleceği etkileyebilirdi. ‘’Gelecek’’ doktorları tüm çalışmalarını riske atmak istemedikleri için geçmişte kalmaya asla izin vermiyorlardı. Bu açıdan bakıldığı zaman ne James, ne başka bir ‘’gönüllü’’ bu izni alamadı. Bilimsel teori açısından senaryo üzerindeki bu detaylar etkileyiciydi.

Farklı bir açıdan bakıldığı zaman, aslında ‘’gelecek’’ doktorları filmin son kısmında James’in virüsü taşıyan adamı vurmasını istememiş olabilirler. Sadece kimin virüsü yaydığını öğrenmek amacındaydılar.

James, birçok sahnede ikilem içerisinde kalmaktadır. Deli olduğu ve sadece dünyayı kurtaracak deney için bir gönüllü olduğu algısı arasında kıvranmaktaydı. Seyirci açısından ise bu ikilik tüm olaylar ‘’James’in hayal dünyası olabilir mi?’’ düşüncesine dönüşmekteydi.

Film içerisinde James’in duyduğu bilinmez ses bu düşüncelere kapılmamıza sebep olmaktaydı. Bu sesin ‘’gelecek’’ doktorlarına ait olduğu varsayılan bir teori ama doktorlara değil aslında doktorların bir garantileme sistemine ait olduğunu görebilmekteyiz. Dünyaya gönderilen ‘’gönüllü’’ karakterlerin işleri berbat etmesine bir çeşit çözüm üretilmişti.

Hatta bu garantileme düşüncesini, filmin son repliği olan ‘’sigortacıyım’’ kelimesi ile eşleştirebilmekteyiz. ‘’Gelecek’’ doktorları kendilerini insanlığın yaşamını garantileyicisi sıfatında gördüğünü söyleyebilmekteyiz. Geleceği garantilemek veya sigortalamak.

James bir itirafında doktorları düşünmeden ‘’Ben akıl hastasıyım. Tüm bunları ben uydurdum.’’  diyor. Bu aslında tüm yaşadığı kafa karışıklığının, duyduğu bilinmez sesin ve yeryüzünde yaşamına Kathryn ile devam etmek istemesinin sonucuydu. Kathryn ile yaşamak istemesini, doktorlardan kaçmak için dişlerini sökmesi ve yerinin bulunmasını istememesinden dolayı referans verebilmekteyiz.

12 maymun

Tüm film aslında James’in bir amaç uğruna neler yaşayabileceğini ve geçireceği evrimi anlatmaktaydı.

Filmin final kısmında taksi içerisinde 12 Maymun çetesinin virüsü yayan grup olmadığını anlayabilmişti. Benim kişisel görüşüm, final kısmında virüsü yayan kişiyi geri planda bırakılmış ve filme seyircinin bakışı farklı bir yöne doğru değişmişti.

Bilinçli bir tercih olduğunu ayrıca düşünmekle birlikte sadece bu kısmın daha derin işlenebileceğini savunmaktayım. Virüsü yayan kişinin en azından görsel anlamda film içerisinde daha detaylı anlatılmasını beklerdim.

Son kısımda görünen bir karakterin film dahilinde çok etkileyici olmadığını ve filme anlamsal boyutta bir katkıda bulunmadığını savunmaktayım.  Film bütününde ise ses kullanımının ve renklerin solukluğunun – kıyamet sonrası ile eşleştirdiğimizde – filme gerilim unsurunu yerinde verdiği düşüncesinde çoğunluk ile hemfikirim.

Filmin sonunda James ölünce aklıma gelen tek şey filmin başlarında kullandığı, daha sonra Altıncı His filminde de kullanılan ‘’Ölü insanlar görüyorum.’’ repliğiydi.

[1] http://www.zamandayolculuk.com/sayfa1.HTM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz