Göktürk Taş Anıtları ve Balballar

- Okuma süresi: 6 dk, 54 sn

Göktürkler

Göktürklerin Türk yazılı tarihine katkısı şüphesiz çok büyüktür. Bu yazılı belgeler ile belirlenen ve ilk şehirleşmenin ortaya çıktığı, anıtsal mimarinin başladığı, heykel sanatı alanında da önemli eserlerin verildiği bir dönemdir. Bu sebeple Göktürk Devri, Sanat Tarihi ve Türk Sanat Tarihi için çok önemli bir devirdir.

Göktürk Devleti ile başlayalım ; Japon Denizi’nden, Karadeniz’e kadar tüm Orta Asya’yı egemenliği altına almış ve 552-743 tarihleri arasında hüküm sürmüşlerdir. Göktürklerin, Altay Dağları’nın bulunduğu bölgelerde demircilik yaptıkları bilinmektedir.

Göktürkler 552 yılında Bumin Kağan’ın önderliğinde Ötüken’de bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Tarihi direkt 552’den alıp 716 yılına götürelim. İkinci Göktürk dönemi esnasında 716 yılında Bilge Kağan’ın tahta geçmesi olayına gelelim.

Onun hükmettiği dönemde kardeşi Kültegin’de orduların komutanı olmuştur. Bu ikisinin danışmanlık görevi ise Bilge Tonyukuk’a verilmiştir. Bu üç büyük adam öldükten sonra ülke yeniden dağılmış ve yönetim Uygurlara geçmiştir.

Araştırmalar

Göktürk ile ilgili ilk araştırmaları ; İskandinavyalı, Rus ve Finli araştırmacılar yapmıştır. Sibirya’ya sürgüne gönderilen İsveçli subay Strahlenberg Göktürk yazıtlarını gören ilk kişidir. En kapsamlı çalışmaları ise Altaylar, Moğolistan ve Kırgızistan’da  W. Radloff yapmıştır.

balbal

Ben de Göktürk Sanatını parça parça özet şeklinde sizlere anlatmaya çalışacağım. Bunu yaparken tabi Göktürklerin en meşhur sanat unsurlarına değineceğim. Öncelikle önemli sanat unsurlarından olan Balballar ile başlayalım.

Balballar

Balballar ; Orta Asya kültürlerinde insan şeklindeki dikili taşlara denilmektedir. Balbalların tarihi Hun dönemine kadar dayanmaktadır. Ama geçmişte Göktürkler tarafından kullanıldığı kadar çok kullanılmıyordu. Hatta Göktürk dönemi sonrasında da çok yaygın olduğu söylenemez. Göktürk sonrası döneminde işlevleri biraz daha değişiyor ve insanlar Balbalları mezar taşı olarak kullanılmaya başlıyorlar.

Neden Yapıldılar ?

Kronolojik olarak ise en çok 4. ve 5. yüzyıllarda yapıldıkları tespit edilmiştir. Balballar genellikle bir kurgan ya da düz mezar üzerine dikildiği için mezar anıtı olarak adlandırılmışlardır. Orhun kitabelerinde de isimleri Balbal olarak geçer. Bugün Orta Asya’da ise bu taşlara taş baba Sin-Taş ya da Bengi Taş denilmektedir.

balbal

Balballara ait başka bir ilginç bilgiyi ise 8. yüzyılda Orta Asya’ya misyon gezisi yapan Katolik Rubrukus’dan öğreniyoruz. Rubrukus bu heykellerin doğuya baktığını ve Kuman adında bir Türk boyu tarafından yapıldıklarını söyler.

Çin kaynakları ise ; ” Türkler bir Alp ölünce, mezarının başına bir hatıra sütunu dikerler. Mezarda yatan Alp kaç kişiyi öldürdüyse o kadar balbal dikilir. Bu sayede heykeli yapılan bu düşmanlar mezarda onları öldüren Alp’e öbür dünyada hizmet etmeye mahkum hale gelirler.”

Tipik Özellikleri

Sibirya ve Moğolistan’da önemli araştırmalar yapan Rus Arkeolog Graç Göktürklerin yaşadığı bölgelerde Balballar ile karşılaşmış ve bunlar hakkında bir araştırma yayınlamıştır. İnsan benzeri bu taş heykeller genellikle ellerinde bir kılıç veya vazo biçiminde bir kap yani ant bulunmaktadır.

balbal

Oldukça kaba şekilde yontulan bu heykeller plastik özellik göstermezler. Kemerlerinde ise Altay Türklerinin Kaptarga dediği kav torbası ve çakmak taşı bulunmaktadır. Tabi sadece bu kadar değil.

Balbalların üzerinde muskalar, madeni tokalar ve levhalar görülmektedir. Balbalların bazıları bir insanı tam olarak gösterir, bazıları ise sadece yüz ve baş bölgesini gösterir. Bu taş figürlerin çoğunun kulağında küpe görülmektedir.

Dönemin Kıyafet Özelliklerini Barındıran Balballar

Göktürkler bunları kendilerini sembolize etsin diye koymamışlar mezarlarına ya da kutsal alanlarına. Bunlar şüphesiz düşmanları sembolize eden heykellerdir. Çoğu zaman Türk kültüründe mezarın başucunda yer alan Balballar, mezarda yatan kişinin öldürdüğü savaşçıları temsil eder.

Balballar arasında yüz çizgileri Moğol tipi olanlar vardır. Balbalların birisi Dokuzoğuzlar hükümdarı Baz Kağan’ı temsil etmektedir. Yani Balballar aynı zamanda portre özelliğine sahip eserlerdir diyebiliriz.

balbal

Ayrıca Balbalların üzerinde bulunan ; elbise, kemer, başlık, ellerinde tuttukları eşyalar, silahlar, bıyık ve saç modeli dönemin Türk tipine ve coğrafyada yaşayan diğer ırklarla benzerlik göstermektedir.

Hem Balballar hem de Çin kaynakları bize bu insanların nasıl yaşadığına dair detaylı bilgiler vermektedir. Mesela kaftanlarının soldan sağa kapandığını ve saçlarını serbest bıraktıklarını bu kaynaklar sayesinde biliyoruz.

Balbal Coğrafyası

Balbalların büyük bir kısmı 7. ve 8. yüzyıllarda Göktürklerden, 8. ve 9.yüzyıllarda ise Uygurlardan kalmadır. Bu eserler Türk Heykel Sanatının en özgün eserleri olarak kabul edilmektedir. Bu dönemlerden sonra Balbalların mezar taşı olarak kullanılma işlevi giderek artmıştır. Bu eserlere en çok Sibirya, Özbekistan, Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan, Macaristan gibi yerlerde görülmektedir.

Kitabeler

Göktürklerin bıraktığı en önemli üç eser ise; Kül Tigin Abidesi, Bilge Kağan Abidesi, Tonyukuk Abidesi’dir.

Türk adının geçtiği ilk Türkçe metni içermeleri bakımından ve taşa yazılmış ilk Türk Tarihi olmaların bakımından çok önemlidirler. Bu abidelerin ilki 732 yılında Bilge Kağan tarafından kardeşi Kül Tigin adına diktirilmiştir.

İkincisi ise 735 yılında Bilge Kağan’ın ölümünden bir yıl sonra oğlu tarafından dikilmiştir. Bir diğeri ise 720-25 yılları arasına tarihlenen Vezir Tonyukuk abidesidir. Bu kitabeyi Tonyukuk kendisi diktirmiştir.

Kültegin Anıtı

Kül Tigin / Kültegin abidesi; Orhun Vadisinde yer alan anıt büyük bir kaplumbağa heykeli üzerine oyuk açılarak oturtulmuştur. Kalker taşından yapılan eser 3.75 metre yüksekliğindedir.

balballar - kultigin abidesi

Dikdörtgen biçimli abidenin üst kısmı yarım daire formundadır. Abidenin Batı Cephesinde geniş bir Çince kitabe vardır. Diğer üç cephesinde ise Türkçe yazılar bulunur. Üst kısımda çift başlı ejder ile yılan motifleri bulunmaktadır. Doğu tarafında ise ”dağ keçisi” tasviri vardır.

Bilge Kağan Anıtı

Bilge Kağan Anıtı ; Kül Tigin anıtının bir benzeridir ve ona 1 km. uzaklıkta yer alır. Kül Tigin anıtına göre daha harap bir haldedir. Yazılarının çoğu silinmiş veya tahrip olmuştur. 2.30 metre uzunluğunda bir anıttır.

balbal

Kitabe üzerinde Kül Tigin döneminden sonra yaşanan olaylar yazmaktadır. Anıt çevresinde yapılan kazılarda bazı heykel parçaları ve bir aslan parçası bulunmuştur. Ayrıca kazı sırasında kurban kanını akıtmak için kullanılan ortası delik bir taş bulunmuştur.

Tonyukuk Anıtı

Tonyukuk Anıtı ; Ulan-Bator’un güney batısında Tola nehri vadisinde yer alır. Klementz tarafından 1897 yılında keşfedilmiş ve 1898 yılında da kitabesi yine Klementz tarafından yayınlanmıştır.

Dikdörtgen kesitli, iki ayrı taş bölümden meydana gelir. Kitabe taşının biri 1.70 metre diğeri ise 1.60 metre yüksekliğindedir. Diğerlerine yazı tipi olarak benzemez çünkü soldan sağa okunacak şekilde yazılmıştır.

Söyleyeceklerim bu kadar, okuduğunuz için teşekkürler. Sanatla kalın.

Kaynaklar ;

Oktay Aslanapa ”Türk Sanatı”

Adnan Turani ”Dünya Sanat Tarihi”

Ders Notlarım.

Celil Sadık, Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu, İletişim : celilsadk02@gmail.com , Twitter : @SanatnTarihi

3 Yorum

  1. Doğukan N.

    3 Şubat 2018 at 13:34

    Merhaba, yazınızı ve sitenizi oldukça beğendim, ellerinize sağlık. Birkaç ufak gramer yanlışı var; “Finli”, “Balballar” gibi. Yazım yanlışları dışında içerik doğru ve güvenilir, lütfen yayınlamaya devam ederseniz okuyucuları berhudar edersiniz, elinize sağlık tekrar.

  2. Ömer GAYIR

    7 Mart 2018 at 11:52

    Merhaba;
    Yazınız için teşekkür ederim. Ben de yazınıza ilave olarak Göktürkçe öğrenmek isteyenlere bu yazının Türkçe yazmak amacıyla oluşturulduğu için öğrenmenin de aslında çok kolay olduğunu belirtmek isterim. Göktürkçe öğrenmek isteyenler, Youtube’da yayınlanmış videolardan veya bu konuyla ilgili kitaplardan yararlanarak 2-3 hafta içinde Göktürkçe okumayı ve yazmayı öğrenebilirler.
    Yazınız için tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

  3. Nusret Alperen

    12 Temmuz 2018 at 13:06

    Sayın
    Göktürkler ile ilgili resimlerden ikisini yazmakta olduğum MEDENİYET VE PEDAGOJİ TARİHİ adlı kitabıma kaynak göstererek almak istiyorum.
    İzin verip vermeyeceğiniz hususunu mail adresime bildirmenizi rica ederim. Saygılarımla.
    Dr. Nusret Alperen

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir