Dışavurumcu Alman Sineması – İki Savaş Arasında Kalmış Alman Sinemacıların Halet-i Ruhiyesi

- Okuma süresi: 3 dk, 15 sn

İki Savaş Arasında Kalmış Alman Sinemacıların Halet-i Ruhiyesi; Dışavurumcu Alman Sineması

İlk olarak resim, heykel gibi görsel sanatlarda karşımıza çıkan ekspresyonizm 1918 yılı itibariyle sinemada da kendine yer bulmayı başardı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle germen toplumları etkisi altına alan akım, adından da anlaşılacağı üzere içte olanı dışa vurmayı, görünmeyeni görünür kılmayı, sanatçıların iç dünyasını yansıtmayı amaçladı ve büyük ses getirdi. Dönemin filmlerinde yönetmenlerin iç dünyasını izledik.

Genellikle filmlerinde kişisel ve sembolik bir anlatım benimseyen dönemin yönetmenlerinin zaman zaman alt metinlerle toplumsal sıkıntılara değinmiş ve sistem eleştirisi yapmaktan da geri kalmamış olduklarını görüyoruz.

Bunun en önemli örneği yaşanan savaşa karşı alegorik bir tepki olarak da değerlendirilebilen The Cabinet of Dr. Caligari filmi.

dışavurumcu alman sineması

Dışavurumculuğun sinemada bu denli etkili olması başlıca üç etkene bağlanabilir. Bunlardan ilki 1917 yılında kurulan UFA ( Universal Film Aktiengesselschalf.

UFA, devlet destekli bir propaganda ajansıydı ve dönem içinde çekilen filmlerin ihraç edilmesinde büyük rol oynadı. Böylece Alman Sineması dünya çapında ses getirmeyi başardı. İkinci olarak savaş sonrası ülkede yaşanan, entelektüel kesim üzerinde kurulan baskı da üretimi ve filmlere olan ilgiyi arttırdı.

Dışavurumculuk

Son olarak savaş sonrası yaşanan yıkım, çöken ekonomi, otorite boşluğu, politik buhran ve antiseptizmin yükselişe geçmesi dışavurumculuğun sinema da yer bulmasına büyük etki etti. Aufbruch olarak tabir edilen; yıkım, kaos, baskı, parçalanmış dünyadan uzaklaşma ve yenilik isteme gibi bir ruh halinde olan toplumu ancak dışavurumculuk yansıtabilirdi zaten.

Dışavurumculuğun mizansenine baktığımızda; dönemin ruh halinin kostüm, oyunculuk, ışık, renk, makyaj, kamera açısı gibi sinemanın tüm elementlerine etki ettiğini görebiliriz. Keskin sinema açıları, yüksek kontrastlı gölgeler, aynalar, teatral ve oldukça yapay oyunculuklar, kaba ve barbar denebilecek görüntüler filmlerde fazlasıyla ön plana çıktı.

dışavurumcu alman sineması

Dönem filmlerinde dış çekim neredeyse yok denecek kadar az. Buna karşın çarpık, yamuk, doğal dışı objeler görülür. Soyut bir anlatımı benimseyen yönetmenler yamulmuş ağaçlar, bükülmüş dağlar, göğe kadar uzanan çatılar, koyu makyaj ve kıyafetler, vücut deformasyonu, çok beyaz yüzler kullandılar.

Böylece, korku ve dehşetin hakim olduğu dönem filmleri izleyenler için bir kabus etkisi yaratıyor. Bunların tümü bize bilinçli çarpıtılmış perspektifi göstermekte.

dışavurumcu alman sineması

Akımın öncü filmi The Cabinet of Dr. Caligari kabul edilir. Filmde yağlı boyalardan bir set oluşturulmuş, gerçek dışı dünya hissiyatı çok başarılı bir şekilde yansıtılmıştır. 1920 yapımı Robert Wiene filmi yarattığı trajedi – korku – kaos atmosferiyle çok büyük ilgi çekti ve hala çekmekte.

Yönetmenin iç dünyasını anlatan film siyasal olarak okunduğunda aynı zamanda yaklaşan Hitler döneminin de habercisi olduğu görülür. The Cabinet of Dr. Caligari kendisinden sonra 1940’lar da ortaya çıkan Film Noir akımını da etkilemeyi başarmış ve sinema tarihinde çok önemli bir başarı elde etmiştir.

dışavurumcu alman sineması

Genelde sessiz filmlerde görebileceğimiz akımın en başarılı ve dikkat çeken örneklerini aşağıda bulabilirsiniz;

  • Das Testament Der Dr. Mabuse (Fritz Lang, 1933)
  • Der Golem wie er in Welt Kom (Paul Wegener, 1920)
  • Der Student von Pragu (Paul Wegener, 1913)
  • Homonculus (Otto Rippert, 1916)
  • M (Fritz Lang, 1931)
  • Mistery of Far (Fritz Lang, 1944)
  • Nosferatu, eine Symphonie des Gravens (F.W.Murnau, 1922)
  • Metropolis (Fritz Lang, 1926)
  • Edward Scissorhands (1990, Tim Burton)

Herkese iyi seyirler…

Elif Pınar, Kocaeli Üniversitesi'nde Çevre Mühendisliği okuyor, İletişim : elif.bizsan@gmail.com

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir