Feminist Sanat – Bir Mücadele Sanatı

- Okuma süresi: 10 dk, 18 sn

Feminizm Nedir?

Feminist Sanat’ı anlamak için feminizm nedir, ne değildir bunun ayrımını iyi yapabiliyor olmak gerekiyor.

Latince -femina- kelimesinden türemiş bir kelime olan feminizm, kadın haklarının, kadın-erkek eşitliğinin savunulması akımına verilen addır.

Sözlükte “18. yüzyılda Fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda yandaş bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akım.” olarak geçen feminizm, kadın haklarını tanımak ve kadınların eşit, adil bir şekilde cinsiyet ayrımı olmaksızın yaşamasını ön gören dünya görüşüdür.

feminist sanat

Judy Chicago, “Yemek Daveti”, 1974-79, detay

Feminizm günümüzde bir kesim tarafından “erkek düşmanlığı” olarak algılanmaktadır ancak feminizm erkek düşmanlığını savunmaz. Feminist görüşte kadının erkekten üstün olduğu da savunulmaz. Feminist görüşe göre kadın ve erkek eşittir. Feminist sözcüğü sadece kadınları nitelemek için kullanılan bir sıfatmış gibi algılansa da, feminist olan pek çok erkek de vardır.

Neden Böyle Bir Akıma İhtiyaç Duyuldu?

Feminist Sanat’ı anlamaya çalışırken ilk önce soracağımız soru neden böyle bir akıma ihtiyaç duyulduğu olacaktır. Hangi ortam ve şartlar feminist sanatın doğmasına zemin hazırlamıştır?

Feminist Sanat, kadın sanatçıların mevcut sanat ortamı içinde kendi varlıklarını göstermek için başlattıkları bir sanat akımıdır. 1960’lı yıllardan itibaren ABD’de kadın sanatçılar, sanat tarihçiler ve sanat eleştirmenleri, kadının sanatta, sanat tarihinde, sanat kurumlarında ve müzelerde doğru ve yeterince temsil edilmemesine, kendilerine yer bulamamasına ve dışlanmasına karşı bir mücadele olarak Feminist Sanat akımı altında buluşmuşlardır. Yazar ve sanat eleştirmeni Ahu Antmen’e göre bu mücadelenin bilincinde olan ve bu mücadeleyi destekleyen bütün sanatçı üretimleri Feminist Sanat başlığı altında değerlendirilebilir.

Eski Yahudiler ve Yunanlılar kadınlara mal muamelesi yapıyor, onları insan olarak görmüyordu. Bu ataerkil düşünce yüzyıllar boyu süregelmiş ve kadınların sanattaki yerini de etkilemiştir. Kadınlar yirminci yüzyılda yasayla güvence altına alınmış ve erkeklerle eşit haklar kazanmıştır.

Sayıları az olan kadın sanatçıların Batı’da Rönesansla birlikte varlığı bilinmektedir. Kadın sanatçıların eserleri erkek sanatçıların yaptıkları kadar iyi, hatta onlardan farksızdır. Bu durum hayatın hiçbir yerinde kadın-erkek ayrımının gerekli olmayacağını gösterdiği gibi sanatta da bu ayrımın çok yersiz olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Kadın sanatçılara yer verilmemesi kitaplarda da görülen bir olaydır. Vernon Hyde Minor, Sanat Tarihinin Tarihi isimli kitabında 1970’den önce basılan ders kitaplarında kadın sanatçıların yapıtlarına neredeyse hiç rastlanmadığından söz eder. Yazar buna örnek olarak 1963 yılında basılan H.W. Janson’ın temel ders kitabı olan History of Art’ı verir. Bahsedilen kitap, hiç metin içermeyen ve yaklaşık yüz bin illüstrasyondan oluşan bir kitaptır. Genelde sanat tarihçilerin benimsediği bir kanon olan bu eseri kadın sanatçılar benimsemez. Çünkü Janson, özgün listesinde ve ders kitabının birinci baskısında hiçbir kadın sanatçıya yer vermez.

“Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?”

Sanat tarihi geçmişinde erkek egemenliğinin bariz bir şekilde hissedilmesi üzerine Amerikalı sanat tarihçisi, küratör ve yazar olan Linda Nochlin’in 1971 yılında yayımladığı “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok” başlıklı makalesi Feminist Sanat’ın anlaşılması ve duyulması açısından oldukça önem taşımaktadır. Nochlin, Michalengelo ya da Manet gibi büyük kadın sanatçı çıkmamasının temel nedeni olarak kadınların eğitim ve diğer konularda erkeklerle eşit haklara sahip olmamalarını görür.

feminist sanat

Rosa BonHeur, “At Panayırı”, NY Metropolitan Müzesi

Her ne kadar adı duyulmamış ve değer verilmemiş bir sanatçı olsa da Nochlin makalesinde, sanatçı olabilmek için evliliği reddeden ve toplumdan dışlanmış olan Rosa Bonheur’a değinir. Bonheur, 19. yüzyılın en başarılı kadın sanatçıları arasında yer alır ve dönemin en ünlü hayvan ressamı olarak bilinir.

İlk Kuşak Feminist Sanatçılar

İlk kuşak feminist sanatçılar kadın olmak ve kadınlık terimleri üzerinde durup bu alanda eserler ortaya koymuşlardır. Bu dönemde kadın bedenine odaklanılmış, kadın bedeninin biyolojik özellikleri imgeleştirilmiş ve vajinal imgeler öne çıkmıştır. İlk kuşak sanatçılar kadınların doğurganlığını ve ana tanrıça kültürünü odak nokta olarak belirlemişlerdir.

feminist sanat

Judy Chiago ve Yemek Daveti

İlk kuşak eserlerinden en popüler olanı Judy Chicago’nun “Yemek Daveti” adını verdiği 1974-79 yılları arasına tarihlenen eseridir. Chicago bu eserinde kadınların ortak bir dava uğruna harcadığı kolektif çabayı öne çıkarır. Ahu Antmen’in deyimiyle bu üçgen biçimli sofra, kadının anısını gündeme getirmeyi amaçlayan bir tür simgesel anıttır. Sanatçı bu eserini oluştururken 22 kadın sanatçı ile birlikte çalışmıştır.  İlk kuşak sanatçılar 1960 ve 1980 yılları arasında fazlaca üretimde bulunmuşlardır.

Kadın Evi Projesi

1972 yılında feminist sanatçılar Judy Chicago ve Miriam Schapiro California Sanat Enstitüsü bünyesinde bir feminist sanat okulu kurarlar. 21 tane kadın öğrencisi olan bir program için  inşa halinde olan okulda yer olmayınca sanatçılar, Los Angeles’ta harabe halinde bir ev bulup projeyi burada başlatmaya karar verirler.

feminist sanat

Miriam Schapiro ev seçimi için, kadınlar ile özdeşleştirilen en temel mekan olan, “her zaman beslendiğimiz ve beslediğimiz bir yer” diyor.

Temel düşüncesi “Biz içinde başkalarını değil sadece kendimizi memnun ettiğimiz bir ev yaratsak nasıl olur? Mesela her kadın bu evin bir odasında kendi hayallerini ve fantezilerini gerçekleştirse nasıl bir şey ortaya çıkar?” olan proje kapsamında yalnızca kadınlar çalışıyor.

Evin kaba inşa çalışması bittikten sonra sanatçılar odalar üzerinde çalışmaya başlarlar. Evin en dikkat çekici yerlerinden birisi mutfağıdır. Mutfaktaki her şey yapay bir pembeye boyanır (buzdolabı, fırın, konserveler, evye, duvarlar…) Çekmeceler uzak diyarların fotoğraflarından yapılmış kolajlarla kaplanır. Tavana ve duvarlara ise meme görüntüsünde pişmiş yumurtalar yerleştirilir.

feminist sanat

Kadın Evi Projesi’nin Mutfağı

Ev için üç farklı tuvalet/banyo yapılmıştır. Hepsi farklı temaları işler. Judy Chicago’nun tasarladığı “Adet Tuvaleti”nde (Menstruation Bathroom) kullanılmamış pedlerle dolu bir raf ve kullanılmış pedlerle dolup taşmış bir çöp kovası vardır.

feminist sanat

İkinci tuvalet kozmetik eşyalarıyla doludur. Schapiro, buranın kozmetiğin kadınların hayatındaki önemine dikkat çekmek için yapıldığını söyler. Bütün oda kırmızıya boyanmış ve içindeki kozmetik eşyalar da kırmızı renkte seçilmiştir. Üçüncü ve son banyo ise Robbin Schiff tarafından tasarlanmıştır. Banyoda kumla dolu küvette kumdan yapılmış bir kadın figürü, Schapiro’nun deyimiyle tamamen korunmasız bir biçimde yatmaktadır.

Odalar dışında ev için tasarlanan iki adet dolap bulunmaktadır. Dolaplardan birisi sanatçı Beth Bachenheimer  tarafından tasarlanmış ve Ayakkabı Dolabı (Shoe Closet) ismini almıştır. Sanatçı ayakkabıların kadınların en popüler takıntısı olduğunu düşündüğü için bu dolabı tasarlamış. Dolaplardan diğeri evin en ilginç tasarımlarından birisi olan Havlu Dolabı (Linen Closet). Sanatçı Sandy Orgel tarafından düzenlenen dolabın kapakları açık bir şekilde ve içinde cansız manken bulunmakta. Sanatçı bu eserini “kadınlar için artık dolaptan çıkma, açılma zamanı geldi” şeklinde tanımlıyor.

feminist sanat

Sandy Orgel – Havlu Dolabı (Linen Closet)

Çarpıcı işleri olan bu dönem ikinci kuşak feminist sanat olarak adlandırılmaktadır.

Gerilla Kızlar – Guerilla Girls

Gerilla Kızlar, 1980 sonrasında bir grup feminist sanatçı tarafından oluşturulmuştur. Gerilla Kızlar’ın sorduğu “Kadınların müzeye girebilmeleri için illa ki çıplak mı olmaları gerekir?” sorusu düşülmesi gereken, döneme damgasını vuran önemli bir ayrıntıdır. Bu sorudan yola çıkarak Gerilla Kızlar, sanatta cinsiyetçiliğin son bulması için mücadele vermiştir.

feminist sanat

Mücadelenin en bariz sonucu kadın sanatçıların kabul görme ve eserlerine müze ve sergilerde yer verilme yüzdesinin artışıdır. Oran, %5’ten %22’ye yükselmiştir. Bu mücadelenin olumlu sonuçları günümüzde de hissedilmektedir.

Kadın bedeninin seyirlik bir nesne olmasına karşı sanatçılar kendi bedenlerini kendi kontrollerine alarak eserlerinin hem nesnesi hem de öznesi olmuşlardır. Bu dönemde sanatçıların kendi bedenlerini kullanarak yaptıkları performanslar dikkat çekmiştir. Kadın bedeninin erkek izleyici için seyirlik bir nesne haline getirilmesine karşı çıkılmıştır.

Kadının cinsel, erotik, pornografik bir imge olarak sinemada, reklamlarda, resimlerde vb. yerlerde sergilenmesi yüzyıllardır süregelen bir durumdur. Gerilla Kızlar alışılagelmiş kalıpları yok etmek için bir araya gelmiştir. Eylemlerinin başlıca çıkış noktası ataerkil düzenin oluşturduğu sanatın feminist bir bakış açısıyla yeniden yorumlanmasıdır.

Feminist Performans – Barış Gelinleri

Performans Sanat

1970’lerde başlı başına bir tür olarak kabul edilen performans sanat Fluxus, Feminist Sanat, Arazi Sanatı gibi farklı akımlarca uygulanmıştır. İzleyici önünde gerçekleştirildiği için tiyatro izlenimi veren sanat akımı müzik, dans ve şiiri de içeren oldukça geniş bir akımdır. Bir ya da birden fazla sanatçıyla, birkaç dakika birkaç saat, birkaç gün şeklinde sergilenebilir.

Barış Gelinleri

8 Mart 2008 tarihinde İtalyan performans sanatçılarından olan Pippa Bacca ve Silvia Moro “Barış Gelinleri” adını verdikleri performanslarını gerçekleştirmek üzere Milano’dan yola çıkarlar. Amaçları otostop yaparak Balkanları ve Ortadoğu’yu geçmek, farklı kültürlerden insanları tanımak, onlara barış mesajı iletmektir. Sanatçıların son durakları Tel Aviv olarak belirlenmiştir.

feminist sanat

Bacca ve Moro

Sanatçılar yolculukları boyunca “ulusların barışçıl evliliğini” simgelemek için performans boyunca beyaz gelinlik giyecek ve performansın sonunda barış yolculuğunun bir izi olarak bu gelinlikleri sergileyeceklerdir.

feminist sanat

Pippa Bacca

Pippa Bacca yolculuğu boyunca tanıştığı ebelerin ayaklarını yıkayacak; Silvia Moro ise tanıştığı kadınlardan gelinliğine motifler işlemesini isteyecektir. Bu iki İtalyan sanatçıdan Silvia Moro performansını tamamlayarak Tel Aviv’e ulaşır. Pippa Bacca ise performansının üçüncü haftasında İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna, Sırbistan ve Bulgaristan’dan geçerek Türkiye’ye gelir. Türkiye’ye gelen sanatçı Gebze’de tecavüze uğrayıp öldürülmüştür.

Yararlanılan Kaynaklar; 

  • Ahu Antmen – Kimlikli Bedenler Sanat, Kimlik, Cinsiyet
  • Ahu Antmen – Yirminci Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar
  • Derya Özdemir – Feminist Eleştiri Bağlamında Kadın Sanatçıların Eserlerinde “Beden İmgesi”
  • İpek Krom – Sanat/Cinsiyet: Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri
  • Şakir Özüdoğru – Feminist Sanata İki Farklı Yaklaşım: Gerilla Kızlar ve Cindy Sherman
  • Vernon Hyde Minor – Sanat Tarihinin Tarihi

Kübra Nur Kalkan, Hacettepe Üniversitesi'nde Sanat Tarihi Bölümü okuyor, İletişim : knurkalkan@outlook.com

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir