Hipodrom Spinasından Günümüze | Tarihli Sanat

Hipodrom Spinasından Günümüze

Hipodrom

Septimus Severus (193-211) tarafından inşa ettirilmeye başlanan Hipodrom, Antik Byzantion’un dışındaki vadiye açılan ve bahçe olarak kullanılan bir bölgeye konumlanmıştır. İmparatorun ölümünden dolayı hipodrom’un inşası yarım kalır. Daha sonra ise Büyük Constantinus (324-337) döneminde Circus Maximus modeli örnek alınarak inşası tamamlanır.

Yapı 440 metre uzunluğunda ve 117-125 metre genişliğindedir. Başta 30.000 kişilik oturma alanı bulunan hipodrom daha sonra genişletilerek 100.000 kişilik alana sahip olmuştur. Hipodrom’un batıda Lausos kapısı, doğuda ise Kathisma Sarayı’na ve Büyük Saraya giden kapıları vardır.

Arenanın tam ortasında ise pek çok sayıda anıt ve heykelin üstünde sıralandığı alçak bir duvar (spina)bulunmaktadır. Spina üzerinde bulunan bu anıtlardan günümüze sadece üç’ü sağlam olarak gelebilmiştir (Müller-Wiener 2002: 64-65). Bunlar;

hipodrom

Yılanlı (Burmalı) Sütun

Yılanlı sütun ve Burmalı sütun olarak bilinen anıt Bizans Dönemindeki Hipodrom spinasından günümüze gelebilmiştir. Günümüzde de Sultan Ahmet Meydanı Örme sütun ve Dikilitaş’ın arasında yer almaktadır. Anıt Milattan önce 497 yılında Yunanlıların İranlılara (Pers) karşı kazandığı Plataia Savaşı’nın zaferi adına M.Ö. 478 – 477 yılında Delphi’de dikilmiştir. (Ulutürk 2010: 27).

Byzantion, Roma’nın izinden giderek başkenti anıtlarla donatmıştır. I. Constantinus, Konstantinopolis için seçili yerlerden bazı anıtlar getirtmiştir, bunlardan biride Delphi Apollon Tapınağından gelen tunçtan yapılmış Yılanlı sütundur.

Plataia savaşında kazanılmış olan silahların eritilmesi ile yapılmış olan sütun, 8 metre yüksekliğindedir ve birbirine sarılarak 29 sarmal oluşturan üç yılanın taşıdığı üçayaklı kazandan oluşmaktadır. Yılanların her birinin başı farklı yöne bakmaktadır (Yücel 1994: 340).

hipodrom sütun

Bu savaşın kahramanı olan Sparta Generali ve Kralı Pausanias sütun kaidesi’nin üzerine sadece kendini içeren, kendisini zaferin tek kahramanıymış gibi gösteren bir yazıt yazdırmıştır. Bu yazıdan savaştaki diğer müttefikler memnun kalmamıştır. Spartalıların isteği üzerine yazı silinerek 31 Yunan Müttefik devletinin isimleri doğrudan sütunun üzerine yazılmıştır (Mansel 1970: 190).

Sütun Hipodromdaki yerini almadan önce Aya Sofya’nın bahçesine dikilmiş olduğu ile ilgili fikirler vardır. Müller Wiener’e göre ise sütun 9. Yüzyılda Hipodrom spina’sına konulmuştur (Müller-Wiener 2002: 67).

Anıtın kazanları Thebe ve Fenikeliler arasında Delphi’yi ele geçirmek için yapılan savaş sırasında Fenikeliler tarafından çalınmıştır (Mansel 1970: 191). Dethier’e göre ise Makedonyalı Philippos’a karşı savaşacak askerlerin ücretini ödeyebilmek için tapınak yağmacıları tarafından alınmıştır (Ulutürk 2010: 28).

Hünername’deki minyatürlerden görüldüğü kadarıyla anıtın tamam olduğu görülmektedir. Fakat yılan başlarından birinin çenesi yoktur (Yücel 1994: 340). 1490’daki kroniklerden ve 1512’de Kemal Paşazade tarafından yazılan ‘Tarih-i Al-i Osman’ eserlerinde de yılanların başlarından birisinin çenesi olmadığı belirtilerek bu bilgi desteklenir.

1710’da ise İstanbul’a gelen seyyah Aubry de La Mottraye sütundaki tüm yılan başlarının kaybolmuş olduğunu görmüş ve bu hasara 1700’de İstanbul’a gelmiş olan Polonya elçisi Viniava Lesczynski’nin neden olduğunu öne sürmüştür (Mansel 1970: 202-204) .

Kaybolan parçalardan birinin parçası 1898’de Aya Sofya’nın restorasyonunda yapılan kazılar sırasında mimar Fossati tarafından bulunmuştur. Bulunan parça Asarı Atika Müzesi’ne teslim edilmiştir (Ulutürk 2010: 29). Günümüzde ise alt çenesi kırık bir biçimde İstanbul Arkeoloji müzesindedir (Yücel 1994: 340).

yılanlı sütun

Evliya çelebiye göre sütun koruyucu bir tılsımdır. Sütunda bulunan yılanlar İstanbul’u yılan, çiyan ve akreplerden koruduğunu söyler. Bir söylentiye göre bir yeniçeri bu yılanlardan birini başını koparmış ve o zamandan beri İstanbul’daki bu tür canlılar çoğalmıştır (Yücel 1994: 340).

1855’de İngiliz Arkeolog Charles Thomas Newton tarafından yapılan kazıda sütun kaidesinin toprak seviyesinin yaklaşık 2 metre altında olduğu görülmüştür. Daha sonra Sultan Ahmet Camii’nin yapımında ise toprak seviyesi daha da yükseltilmiştir.

1855-1866 yılları arasında Newton’un yaptığı kazı sonucunda sütunun toprak altındaki kısım 5.5metre olarak belirlenmiştir (Newton 1865: 28). Günümüze ise sütunun ancak 5.30 metre’lik kısmı ulaşabilmiştir. Aynı zaman da Osmanlı döneminde yılan başlarının hipodromda yapılan ok ve mızrak alıştırmalarında hedef olduğu minyatürlerde görülmektedir (Yücel 1994: 340).

Dikilitaş (Obelisk)

hipodrom dikilitaş obeliskByzantion Döneminde Hipodrom spinası’nda günümüzde ise Sultan Ahmet Meydanında yer alan ve iki dikilitaştan biri olan obelisk, Theodosius obeliski ve Mısır obeliski olarak da bilinmektedir.

Mısır firavunu III. Tutmosis (M.Ö.1502-1488) tarafından M.Ö. 15. Yüzyılda yaptırılan dikilitaş, bir benzeri ile Karnak tapınağının yedinci pylonun’da yer aldığı bilinmektedir (Eyice 1994: 51).

Hipodrom’un spinasında yer alan heykel ve anıtlar oldukça önemli unsurlardır. I.Constantinus yeniden kurduğu Konstantinopolis’in hipodromunu süslemek için çeşitli anıtları kente getirtmiştir. Bunlardan biri de Karnak’ta bulunan dikilitaştır. Constantinus Mısır’ı fethettikten sonra Amon tapınağındaki iki dikilitaşı emriyle İskenderiye’ye getirmiştir.

Burada uzun süre kıyıda kaldıktan sonra biri 357’de II. Constans tarafından Circus Maximus’da kullanılması için Roma’ya gönderilmiştir. Diğeri ise Konstantinopolis’e getirtilmiş, yıllarca bekletildikten sonra 390 yılında I.Theodosius hükümdarlığı döneminde Hipodroma dikilmiştir. Bu yüzden Theodosius Dikilitaş’ı olarak da bilinmektedir (Pralong 2011: 57)

Hipodrom Arenası’nın orta aksında yer alan gri-pembe syere granitinden olan obelisk (Ulutürk 2010: 36) 7,05 x 7,10 büyüklüğündeki iki basamaklı bir alt yapı üzerinde farklı büyüklüklerde olan her yönü kabartmalı iki mermer blok bulunur.

Bunların üzerinde ise dört bakır takoz üzerinde dikilitaş vardır (Müller-Wiener 2002: 65). Dikilitaş’ın hipodroma dikilmeden önce bir bölümü kırılmıştır.

Orijinal haliyle 31.59 metre uzunluğundaki dikilitaş’ın günümüze ancak üçte ikisini oluşturan 19.59 metrelik alanı gelebilmiştir. Dikilitaş’ın tarih ise günümüzde de tespit edilememiştir (Eyice 1994: 52, Pralong 2011: 57).

Kaide’nin dört yüzünde de hipodromda bulunan imparator tasvirleri ve biri Yunanca diğeri ise Latince olan iki kitabe vardır.

Yunanca kitabede dikilitaş’ın Theodosius’un emri üzerine kaidesine oturtuluşuna kadar yerde yatılı vaziyette durduğu ve kaidenin kaldırılmasını da kapsayan çalışmaların 32 gün sürdüğü anlatılmaktadır (Pralong 2011: 57).

Doğu yönünde günümüzde bir kısmı kırık olduğu için okunamayan Latince bir yazıt bulunmaktadır ve şöyle yazmaktadır “Bir zamanlar inatçıyken, dingin efendiye itaat etmem emredildi ve tiran(lar) ortadan kaldırıldıktan sonra, palmiye taşımaya. Her şey Thedosius’a boyun eğer ve onun ölmeyen devasına. Böylece ben, yenilmiş ve ehlileşmiş olarak otuz günde, Proclus hakimken yukardaki göklere kaldırıldım.”.Batı yönündeki Yunanca yazıtta ise “Yalnızca İmparator Theodosius yerde bir yük olarak yatan dörtyüzlü bu sütunu kaldırmaya cesaret ederek, Proclus’u yardımına çağırdı ve böylece koca bir sütun otuz iki günde ayağa kalktı.” yazmaktadır (Ulutürk 2010: 37).

Üst bloklardaki kabartmalarda ise I. Theodosius’u ailesini ve saray halkını göstermektedir. Yunanca ve Latince kitabelerin yanında ise Dikilitaş’ın dikilişini ve hipodromdaki oyunları gösteren kabartmalar bulunur (Müller-Wiener 2002: 65).

dikilitaş obelisk

Dikilitaş’ın dört yüzünde de hiyeroglifler yer almaktadır. Taşın en tepesindeki piramit biçiminde yontulan uçta, dikdörtgen çerçeve içerisinde Firavun III. Tutmosis ve Mısır Tanrısı Amon-Re karşılıklı ve el ele betimlenmiştir. Bunun altında ki, dört yüzde de dikdörtgen çerçeve içerisinde yine tanrı ve firavun bulunmaktadır.

Alt kısımda ise Horus (Antik Mısır mitolojisinde Gök Tanrısı) yer almaktadır. Horus’un altındaki her hiyeroglif şeridinde Amon-Re’nin tasvir edildiği yerlerde onun “Her şeye hayat, ebedilik ve tat veren” ve “tanrıların kralı, gökyüzünün sahibi” olduğu söylenir. Firavun için ise, “Yukarı ve Aşağı Mısır’ın kralı, Re’nin oğlu ve onun gibi ebedilikte hayat, devamlılık ve hazza sahip olduğu” söylenmektedir (Eyice 1994: 52).

III. Tutmosis’in dikilitaş’ı bütün Bizans dönemi boyunca hipodrom’un ortasından ayrılmadan durdu ve hala da durmaktadır. Üstünde bulunan çam kozalağı şeklindeki tepeliğin 869’daki depremde düştüğü bilinmektedir. Osmanlı dönemi boyunca zemin zamanla yükseltildiği için kaidenin alt kısmı toprağa gömülmüştür. 1857 yılında kaidenin etrafında kazı yapan Charles Thomas Newton toprağı kaidenin en alt seviyesine kadar açmış ve etrafını demir parmaklıklarla çevirmiştir (Eyice 1994: 52).

Örme Sütun

örme sütun Örme Obelisk ve VII. Konstantinos Porfirogennetos Sütunu olarak da anılan Örme sütun, günümüzde Sultan Ahmet Meydanı olan Hipodrom spinasından günümüze gelen üç anıttan biridir .

Anıt Spinanın güney kısmında yer almaktadır. Değişik ölçülerde yontulmuş küçük boyutlu taşlardan oluşan sütun 32 metre yüksekliğindedir. Temelindeki üç basamak üzerine kare biçimindeki mermer kaide gelir.

Mermer kaidesinin bir yüzünde altı mısralık Grekçe bir yazıt bulunmaktadır. Yazıtta “Bu dört köşeli heybetli ve harika anıt, zamanla harap olmuşken, şimdi İmparator Konstantinos ile devletin şanı olan oğlu Romanos tarafından önceki görüntüsüne nispetle daha iyi duruma getirildi. Rodos kolosu harikulade idi, bu bronz anıt ise hayranlık yaratmaktadır” yazmaktadır (Altun 2009: 126).

Yazıttan anlaşıldığına göre sütun eski bir döneme ait olup (Kimin tarafından dikildiği bilinmemektedir.) harap bir hale geldiğinde İmparator VII. Konstantinus Porfirogennetos (913-959) ve oğlu Romanos (959-963) tarafından onarılmıştır. Onarım sonrasında sütun gövdesi ve kaidesinin üç yönü kabartmalı bronz levhalarla kaplanmıştır (Eyice 1994: 196).

Levhalar bilinmeyen bir dönemde sökülmüştür. Sökülme nedeni arasında IV. Haçlı Seferi 1204-1261 yılları arasındaki Latin İşgalleri sırasında yağmalanmış olduğu vardır.

Fakat hiçbir kaynak bu iddiayı kanıtlamaz. Ayrıca levhaları o dönemde bronz heykelleri eriterek paraya dönüştüren Bizans İmparatoru tarafından alınmışta olabilir. Bir başka düşünce ise levhaların silah yapımı için eritilmiş olmasıdır (Ulutürk 2010: 40).

Osmanlı döneminde 16. Yüzyılda Pierre Gilles tarafından sütun ayrıntılı bir biçimde tasvir edilmiştir.17. yüzyılda Evliya Çelebi bu sütunun şehrin tılsımlarından biri olduğunu belirtmiştir.

Sütun birçok minyatür ve gravürde resmedilmiştir. Bunların bazılar ‘Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Hünername ve Surnamedir’ (Eyice 1994: 196).

1893 yılında sütun kaidesinin parçaları düşmüş ve 1895-1896 yıllarında sütunun boşlukları doldurulmuştur. Gövdesindeki deliklere ise demir kenetler yerleştirilmiş ve kurşun dökülerek sağlamlaştırılarak bronz levhalar ile kaplanmıştır (Ulutürk 2010: 41).

Osmanlı döneminde toprak seviyesi zamanla yükseldiği için sütunun bir kısmı toprak altında kalmıştır. 1896’da Charles Thomas Newton tarafından kazılar sonucu anıtın çevresi açılmış ve etrafı parmaklıklarla çevrelenmiştir (Müller-Wiener 2002: 69).

Kaynakça:
  • Altun, F.İ. (2009), İstanbul’un 100 Roma Bizans Eseri, İstanbul, İstanbul Büyükşehir Belesiyesi
  • Eyice, S. (1994), “Dikilitaş”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2, s.51-52, İstanbul
  • Eyice, S. (1994, “Örme Sütun”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 6, s.196-197, İstanbul
  • Mansel, A.M. (1970), İstanbul’daki Burmalı Sütun, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları
  • Müller-Wiener, W. (2002), İstanbul’un Tarihsel Topografyası (Çev. Ü. Sayın), İstanbul, Yapı Kredi Yayınları
  • Newton, C.T. (1865), Travels and Discoveries inthe Levant II. Day &Son Publication, London
  • Pralong, A. (Ed.) (2011), Bizans Yapılar, Meydanlar, Yaşamlar (Çev. B. Kitapçı-Bayrı), İstanbul, Kitap Yayınevi
  • Ulutürk, B. (2010), “İstanbul’daki Genç Antik ve Bizans Dönemine Ait Dikilitaşlar’ın Kent İçindeki Konumları Ve Geçirdikleri Tarihsel Değişim” Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
  • Yücel, E. (1994), “Burmalı Sütun”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, 340, Cilt 2, İstanbul

Avatar
Beyza Akat, Anadolu Üniversitesi'nde Sanat Tarihi Bölümü okuyor. İletişim : azyebtaka@gmail.com

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

up arrow