Konstantin – Roma İmparatoru ve İstanbul

- Okuma süresi: 4 dk, 1 sn

Neden İstanbul / Konstantinapolis ?

324-337 yılları arasında Roma İmparatorluğuna tek başına hükmeden Büyük Konstantin İstanbul’u yeni başkent olarak belirledi.

Roma’nın başkent olma özelliğini kaybettiğini düşünen Konstantinos, yeni bir başkent aramaya başladı. Burası hem doğudan Fırat boylarından hem de batıdan Tuna sınırından gelecek saldırılara karşı iki tarafa da karşılık verebilecek stratejik bir yer olmalıydı..

İmparator ilk zamanlar İmparator Dioclatianus gibi İzmit’i seçmeyi düşündü ancak ana yoldan uzak olduğu için vazgeçti. Sonra doğduğu şehir olan Niş’i (Naissos) ardından Sofya’yı (Sardike) ve Selanik’i (Thessalonike) düşündü ancak buralardan da vazgeçti.

Konstantin Rüyaları

Hatta bir ara Truva’yı düşündü ve burada güzel, büyük bir şehir planladı. Ayrıca bir rivayete göre şehrin sınırlarını bizzat kendisi çizmiştir. Ancak daha sonra bir rüya görmüş ve bu rüyadan dolayı burayı da bırakmak zorunda kalmış. Zaten Konstantinos’un gördüğü rüyalar ve başından geçen olaylar oldukça meşhurdur.

Örnek olarak ; Milvian Köprüsü savaşından bir önceki gece rüyasında gökyüzünde bir melek ve meleğin elinde bir haç görmüş ve haçın üzerinde ”Bununla kazanacaksınız” yazmaktaymış. Rüyasının etkisinde kalarak uyanan Konstantin askerlerinin kalkanlarına haç motifi çizilmesini emretmiştir. Daha sonra İkon haline gelen bir askeri birliğin temelleri işte burada atılmıştır. (Haçlılar)

Tarih yazarı Sozemenos’a göre İmparator Konstantin bir defa rüyasında Tanrı’yı görmüş ve Tanrı ona başka bir şehir aramasını söylemiş. Bu rüyayı gördüğü sırada Truva’da inşaat çoktan başlamıştı ve şehrin kapıları bile çoktan tamamlanmıştı. Hatta kapılar denizden görünür bir hale gelmişti.

Bu rüya üzerine Konstantin Truva’dan vazgeçti ve en sonunda Tanrı’nın yol göstermesiyle coğrafi konumu kadar siyasi, askeri ve ticari bakımdan merkez olabilecek kapasitede Asya ile Avrupa’nın birleştiği yerde bulunan Byzantion’da karar kıldı.

Yeni Başkentin İnşası

Konstantin’in belirlediği bu şehir o zamanlar muhtemelen 20.000 kapasiteli bir yerleşimdir. Şehrin inşasına muhtemelen 324 yılı dolaylarında başlandı ve alanı eskisinden dört kat daha genişletildi. İmparator Konstantin yeni şehri için bütün imkanları seferber etti. Karadeniz’den kereste, Marmara adasından mermer getirtti. Binlerce usta, işçi, kalfa ve mimar şehrin yapımı için çalıştı.

Hatta İmparatorun 40.000 Got askerini işçi olarak getirtip çalıştırdığı rivayet edilir. Şehri süslemek için Roma, İskenderiye Efes, Atina ve Antakya gibi tarihi zenginliğe ve değerlere sahip yerlerden değerli sanat eserleri getirilmiştir. Hatta yine bir rivayete göre İmparator şehrin surlarının sınırını da kendisi belirledi, hatta bazı olağanüstü güçler tarafından bizzat yönlendirildi. Ya da kendisi böyle söyledi…

Konstantin ve Tuhaf Görüleri

Elinde asa ile yürürken sanki önünde başka biri yürüyormuş gibi sanki birisi ona yol gösteriyormuş gibi hareket etmiş. Şehrin surlarının yerlerini belirlemek için yürüdükleri sırada etrafında bulunanlar bu kadar geniş bir alanın seçilmesinden dolayı şaşkınlığa uğramış ve ”Efendim ne zaman duracaksınız?” diye sormuşlar. Konstantin ise ”önümde yürüyen durduğu zaman” şeklinde yanıtlamış. Ayrıca şehri düşmana karşı korumak için kara bölgesini Marmara’dan Haliç’e kadar uzanan bir surla çevirtmiştir.

Nea Roma – Secunda Roma – Konstantinapolis

Yeni başkente saray, senato binası, hipodrom ve forum yapılmıştır. Birbirinden güzel pek çok sanat eseriyle süslenen şehir 11 Mayıs 330’da kırk gün süren eğlenceler ve kutlamalar sonunda resmen açılmıştır. Başkent, Yeni Roma (Nea Roma), İkinci Roma (Secunda Roma) veya kurucusunun adıyla Konstantinopolis yani Konstantin’in şehri olarak anıldı.

Konstantin şehri Roma’ya benzetmek için elinden geleni yapmıştır. İstanbul, Roma belediye teşkilatına göre düzenlenmiştir. Ayrıca Konstantin az olan nüfusu artırmak için de çok uğraşmıştır. Senatör ailelerinin Roma’dan İstanbul’a gelmesini sağlamış, başka şehirlerden insanların İstanbul’a gelmelerini emretmiştir. Konstantin Hristiyanlığı arkasına alsa da Hristiyan olup olmadığı ise halen tartışmalıdır.

Söyleyeceklerim bu kadar. Okuduğunuz için teşekkürler, sanatla kalın.

Kaynak:

Birsel Küçüksipahioğlu – Osmanlı Öncesi İstanbul Tarihi

Engin Akyürek – Bizans Uygarlığı Üzerine Genel Bir Değerlendirme

Ders Notlarım

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
Celil Sadık, Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu, İletişim : celilsadk02@gmail.com , Twitter : @SanatnTarihi

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir