Mimar Sinan – Anıtsal Eserlerin Mimarı

- Okuma süresi: 8 dk, 55 sn

Mimar Sinan

Mimar Sinan, Türk Sanat Tarihinin şüphesiz en büyük mimarıdır. Ayrıca yaşamış en büyük mimarlardan biri olan Sinan hakkında sayısız kitap, makale ve roman yazılmıştır. Ben de bugün sizlere elimden geldiğince onu anlatamaya ve Osmanlı Mimarisi için önemini açıklamaya çalışacağım.

Osmanlı İmparatorluğunun altın çağında yaşayan altın mimar Sinan, Kayseri’nin Ağırnas Köyü‘nde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmez ve 1490’lı yıllara tarihlenir.

Biz bu bilgileri ise Şair Nakkaş Sai Mustafa Çelebi tarafından öğreniyoruz. Sai Mustafa Çelebi ”Tezkiret’ül Bünyan”, ”Tezküret’ül Enbiye” ”Tuhfet’ül Mimarin” ve ”Risalet’ül Mimariye Adsız Risale gibi eser yazmıştır. Bu eserlerin bazıları doğrudan Mimar Sinan’ın ağzından yazılmıştır.

Bu bilgiler doğrultusunda Sinan’ın 1512 yılında devşirme olarak alındığı ve Yavuz Sultan Selim döneminde İstanbul’a getirildiği bilinmektedir. Ayrıca ”acemi oğlanlar” mektebine katıldığı burada gösterdiği zeka ve becerileri sayesinde kendini göstererek Haseki sınıfına yükseldiğini yazar Sai Mustafa Çelebi.

Çıktığı Seferler

Yavuz Sultan Selim Döneminde İran-Mısır seferine katılarak; İran,Irak,Suriye,Mısır gibi ülkeleri gezmiş ve buralarda pek çok şehir görerek bakış açısını genişletmiştir. Bu yolculuklar sırasında mimarileri incelediğini ve sürekli yeni şeyler öğrendiğini düşünmek çok normal.

Mimar Sinan

Selimiye – Kubbe

Doğu seferlerinin ardından çıktığı Macaristan, Balkanlar ve Avusturya seferlerinde ise bu kez Avrupa mimarisinin bir kısmını inceleme fırsatı bulmuştur.

Kanuni Sultan Süleyman ile 1521 yılında Belgrad seferine, 1522’de ise Atlı Sekban birliğine dahil olarak Rodos Seferine katılmıştır. En sonunda 1526 yılında Mohaç Meydan Muharebesinde de görev yapmış ve gösterdiği başarılar doğrultusunda Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına getirilmiştir. (Yayabaşılık o dönemde bölük komutanı demek oluyor.)

Yeniçeri Dönemi Başarıları

1533 yılında ise tekrar Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte İran seferine giderken Van Gölü’nün karşı sahiline ulaşabilmek için üç tane kadırgayı iki haftada yaparak askerlerin karşıya geçmelerini sağlamıştır. 1538 yılında ise Karaboğdan seferinde Prut Nehrini geçemeyen ordu için bir köprü yapmıştır.

mimar sinan köprü

Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü

Tabi bu köprüyü yapması için emri de Kanuni Sultan Süleyman’dan almıştır. Köprüyü başarıyla yapan Mimar Sinan, Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Enbiye’de Prut Nehri üzerine yaptığı köprü için şu satırları yazmıştır ”Hemen adı geçen suyun üzerinde bir güzel köprü yapımına başladım. On günde yüksek bir köprü yaptım. İslam ordusu ve bütün canlıların şahı, sevinçle geçtiler.” Aynı şekilde  Mimar Sinan Tuna Nehri üzerinde de bir köprü yapmıştır.

Baş Mimarlık Dönemi

Bu dönemlerde orduda bir istihkamcı olarak görev yaptığı bilinmektedir. Mühendislik ve mimarlık eğitimi alan Sinan, 1539 yılında Mimarbaşı Acem Ali ölünce yeni Mimarbaşı olmuştur.

Mimarbaşı olduğunda 50’li yaşlarda olan Mimar Sinan yoğun bir çalışma ile hızlı bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu için sayısız eser meydana getirmiştir. Bundan önce yalaşık 17 yıl boyunca Yeniçeri hayatı yaşayan Sinan, Başmimarlık görevinde getirilmesine rağmen Yeniçeri ocağından ayrılacağı için çok üzülmüştür.

Bu üzüntüyü ise şöyle dile getirir ”Yeniçeri ocağındaki yolumdan ayrılmak elem verse de sonunda yine mimar olarak camiler inşa edip bir çok dünya ve ahiret muradına vesile olacağını düşünüp kabul ettim”.

mimar sinan

1539 yılında mimarbaşı olduktan sonra 1588 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğunun Başmimarı olarak görev yapmıştır.

Şimdi Yeniçeri Ocağından ayrılıp mimarbaşı oldu dedim. Bu konuyu biraz daha açmak istiyorum. Mimar Sinan, Yeniçeri Ocağının içinde hem asker hem de mimar olarak çalışıyordu. Yani ordu içinde yer alan bir mimar görevindeydi. Asıl mimar loncası Hassa Mimarlar Ocağıdır.

Hassa Mimarlar Ocağı

Bu Hassa Mimarlar Ocağı Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuştur. Sistemi ise basit. Küçük yaşta seçilen mimarlık konusunda yetenekli çocuklar bir ustanın yanına yerleştirilerek eğitim alıyorlar ve aralarından en iyisi mimarbaşı seçiliyordu.

”Hassa” kelimesi ”saraya ya da sultana bağlı” anlımına gelmektedir. Şimdi Hassa Mimarlar Ocağının daha doğrusu mimar başının görevlerini sıralayalım;

  1. Sultanların, Sultan ailelerinin, dönemin ileri gelen devlet adamlarının yaptıracağı yapıların her bir aşamasını kontrol eder, denetler ve inşaatını gerçekleştirirler.
  2. Geçmişte yapılmış yapıların bakım ve onarımını yapmak adına mimarlar görevlendirmek, ne kadar maliyete onarım yapılması gerektiğine dair defter tutmak.
  3. Yapılar için kullanılacak malzemelerin kalitesini, miktarını ve fiyatını denetlemek.
  4. Kaçak yapılaşmaya engel olmak.
  5.  Yapılacak binaların niteliklerine karar vermek.

Mimar Sinan baş mimar olduğunda özellikle birinci madde ile oldukça meşgul olurken diğer konuları da başarıyla halletmiştir. Tüm hayatı boyunca 4 padişaha hizmet etmiştir.

Çalışmaları

Bu padişahlar; Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 2.Selim (Sarı) ve Sultan Üçüncü Murat‘dır. Özellikle başmimar olduktan sonra inanılmaz derecede fazla yapıda çalmış ve yapılar yaptırmıştır. Bu yapıların sayısı ise bazı kaynaklara göre 364’ü bulmakta bazılarına göre ise 478 civarındadır. Yaptırdığı yapılar sadece cami değil elbette.

Mimar Sinan, medrese, darüşşifa, türbe, sıbyan mektebi, kervansaray, han, hamam, köprü, çeşme de inşa ettirmiştir. Bu yapıların yaklaşık 346 tanesi İstanbul’da yer almaktadır. Başmimar olduktan sonra Eminönü Rüstem Paşa Camii, Haseki Hürrem Sultan Külliyesi gibi bir çok önemli yapının yapımına başlamıştır.

Bunlardan sonra ise en önemli yapılarından biri olarak kabul edilen Edirnekapı Mihrimah Sultan Külliyesini yapmıştır. Tüm bu çalışmaları ve tecrübeleri onun dehasını bilemiş ve iyice keskinleşen bilgi birikimini daha sonra yapacağı Şehzade Camii‘de bir adım daha ileri taşımıştır.

Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman için tasarladığı Süleymaniye Cami ise İstanbul için oldukça önemli bir yapıdır. Süleymaniye bir camiden çok şehrin kimliği ve silüeti için de oldukça önemli bir sembol olmuştur. Selimiye Camii ise Mimar Sinan’ın dehasının geldiği son noktadır.

Mimar Sinan

Selimiye Camii – Edirne

Bu yapı şüphesiz Osmanlı mimarlık tarihinin geldiği son noktadır. Selimiye Külliyesi hem Osmanlı’nın hem de Edirne’nin sembol yapılarından biri durumundadır.  Bu yapılardan daha sonra ayrıntılı olarak başka yazılarda bahsedeceğim için şimdilik üstünde durmayacağım.

Mütevazı Kişiliği ile Mimar Sinan

Mimar Sinan ilk eserlerinde İznik, Bursa ve Edirne geleneği ile araştırmalar yapmıştır. Bu doğrultuda Şam Beylerbeyi yani Suriye Valisi olan Hüsrev Paşa adına Halep’te Hüsreviye Külliyesini yaptırmıştır. Bu yapı göreve geldikten sonra yaptırdığı ilk yapı olması nedeniyle önemlidir.

Yeniçerilik zamanında katıldığı seferler ona pek çok araştırma ve gözlem yapma imkanı sağlamıştır demiştik. Mimar Sinan’ın önemli özelliklerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Bunca yapıyı görüp taklit etmeden, hepsini başarıyla sentezlemeyi ve kendi üslubunu yansıtmayı başarmıştır.  Onun yapılarında oran ve orantının, akıcılığın ön planda olduğunu ilk bakışta görürsünüz.

Elbette Mimar Sinan’ın daha önce de söylediğim gibi pek çok eseri var. Ben sizlere burada bu kadarını anlatabiliyorum maalesef. Ayrıca Ayasofya’yı resmen yıkılmaktan kurtarmıştır. Yapıya iki de minare eklemiştir.

1588 yılında hacca gitmiş ve bu yolculuğun ardından hatıralarını aynı zamanda yakın arkadaşı olan Sai Mustafa Çelebiye yazdırmıştır. Mimar Sinan aynı yıl hayata gözlerini yummuş ve Süleymaniye Külliyesine defnedilmiştir. Bu külliye içine defnedilmesi yine çok önemli.

Mimar Sinan

Sultanahmet Camii

Çünkü Sutan Külliyeleri içine hanedan mensubu olmayanlar gömülemiyor. Ancak Mimar Sinan için tüm kurallar yıkılıyor ve özel bir ayrıcalıkla Süleymaniye Külliyesi içine defnediliyor. Hayatta mütevazı kişiliği ile bilinen Mimar Sinan’ın son derece sade, düz ve mütevazı bir türbesi vardır.

Öyle ki ilk seferinde yaptırdığı köprü dışında hiç bir eserinin kitabesinde adı yazmamaktadır. Genellikle ”Mülk Allah’ındır” yazısı görülmektedir.

Atatürk’ün emriyle Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin bahçesine heykeli dikilmiştir.

1976 yılında ise Uluslararası Astronomi Birliğinin aldığı karar ike Merkür gezegeninde bulunan bir kratere ”Sinan Krateri” adı verilmiştir.

Yine Sai Mustafa Çelebi tarafından yazılan mezar taşı kitabesinin son satırlarında şöyle yazıyor ; ”Geçti bu demde cihandan pir-i mi’maran Sinan”.

Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Mimar Sinan’ın Şehzade, Süleymaniye, Selimiye yapıları hakkında her birine özel bir yazı gelecek ilerde. Tabi sadece bu kadar da değil. TarihliSanat ekibi olarak da Mimar Sinan hakkında anlatacağımız çok şey var. O yüzden bu yazıda daha çok Mimar Sinan’ı tanıtmaya ve kısaca hayatını anlatmaya çalıştım.

Okuduğunuz için teşekkürler, sanatla kalın…

Kaynaklar;

Oktay Aslanapa – Türk Sanatı

Oktay Aslanapa – Osmanlı Devri Mimarisi

Doğan Kuban – Osmanlı Mimarisi

Prof. Celal Esad Arseven – Türk Sanatı

Oktay Aslanapa – Mimar Sinan Hayatı ve Eserleri

Osmanlı Sanatı Ders Notlarım.

[Toplam:6    Ortalama:5/5]
Celil Sadık, Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu, İletişim : celilsadk02@gmail.com , Twitter : @SanatnTarihi

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir