Mona Lisa – Leonardo di ser Piero da Vinci

- Okuma süresi: 13 dk, 12 sn

Leonado di ser Piero da Vinci

Konumuz bir şekilde hepimizin hayatına giren, sanat ile alakalı alakasız her insanın hakkında bir şeyler duyduğu ve bildiği, Tartışmasız neredeyse herkesin Son Akşam Yemeği ve Mona Lisa eserlerini bildiği, filozof, matematikçi, ressam, mimar, anatomist, heykeltıraş, mühendis, mucit, botanist, jeolog ve müzisyen Leronardo Da Vinci…

‘Bu nasıl mümkün olabilir ?’ ‘Bir insan ömrüne tüm bunları sığdırabilir mi ?’ diye sormaktan kendini alamıyor insan. Altmış yedi yıllık hayatında pek çok şey başarmış Da Vinci.

Bunlardan en önemlisi Boticelli, Massacio gibi 15.yüzyıl ressamları içinden sıyrılarak çağın en büyük ressamı olmasıdır. Leonardo Da Vinci bu kadar çok çalışmasa ve bu kadar meraklı olmasa bu büyük ressamların içinden sıyrılamazdı.

Bu kadar özelliği kendinde bulundurmasıyla bile ona Rönesans’ın vücut bulmuş hali diyebiliriz. Çok meraklı ve araştırmacı olduğunu ufak bir araştırmayla anlayabilirsiniz. Tek sorunu ise merakını hemen başka bir yöne doğru rahatlıkla çevirebilmesidir.

Hevesini çabuk mu alıyor bilmiyorum ama Da Vinci hayatı boyunca pek çok konuya eğilim göstermiştir. Müzik bile yapan Da Vinci’nin kendi yaptığı bir müzik aleti bile vardır.

Da Vinci kendini ve zekasını ispatlamak için her işe girişmiş ancak nedense tam olarak hiç birine kendini vermemiştir. Resimlerini de oldukça geç bitirir ve aldığı siparişleri tamamlama konusunda zorluk çekermiş.

Leonardo’nun merak duyduğu ve ilgilendiği alanların çoğunu, kendini Milano Dükü Ludovico Sfroza’ya tanıttığı mektuptan biliyoruz. Leonardo’nun ününü duyan Sfroza onu sarayına davet etmiş ve Leonardo’da kendi vasıflarını bir kağıda yazarak Sfroza’ya sunmuştur.

Bu vasıflar 10 madde şeklinde sıralanmıştır. Fizikçi olduğunu, resim yaptığını, geometri ile ilgilendiğini v.b yeteneklerini sıralamış ancak müziğe olan yeteneğinden hiç bahsetmemiştir. Buna rağmen saraya çalgıcı olarak kabul edilmiştir…

Günümüzde Leonardo Da Vinci’nin zekası ve azmini neredeyse mitolojik bir yere koyduk. Ama neden? İlk defa tanklar ve dalgıç kostümleri tasarladığı için mi? Yoksa kanat takıp uçmaya çalıştığı için mi? Son Akşam Yemeği ve Mona Lisa gibi tablolarında binlerce şifre olduğu için mi? Da Vinci bile günümüzde bu kadar saçma bir şekilde popüler olacağını ön göremez sanırım.

Azimli, istekli ve zeki bir adam olarak insanlık, bilim ve sanat çerçevesinde yaşayan bu muhteşem insan bile kendini gizlice uzaylılar çizen bir şifreci olarak hayal etmemiştir…

Ne tank fikrinin kendine ait olduğunu savunur, ne de dalgıç kostümünü ilk tasarlayanın kendisi olduğunu iddia eder… Ama günümüzde bunları Dünya’da ilk defa onun bulduğunu ve onun tasarladığını düşünmemize neden olan bir algı vardır.

Resimlerinde aranması gereken şifreler veya uzaylıların bıraktığı izler, bir takım tarikatlar, kutsal kadehler veya tanımlanamayan figürler değildir.

Resimlerinde görmemiz gereken gerçek bir dahinin perspektif, geometri ve yeni teknikler kullanarak nasıl muhteşem eserler yaptığı ve Sanat Tarihine nasıl damga vurduğudur…

Mona Lisa

Tarih 22 Ağustos 1911…

Ressam Louis Béroud, Leonardo Da Vinci’nin meşhur eseri Mona Lisa’yı resmetmek için Amsterdam’dan Paris Louvre Müzesine gelir. Sabahın erken saatlerinde müzeye giren Béroud, Mona Lisa tablosunun olduğu yere gittiğinde bir boşluk ile karşılaşır. Resim yerinde yoktur. Resmin fotoğraflanmak veya başka bir amaçla müze tarafından yerinden çıkarıldığını düşünür…

Mona Lisa

Hızlı adımlarla gider ve müzenin güvenlik görevlisine, resmin yerinde olmadığını söyler. Herkes sağa sola koşuşturmaya ve resmi aramaya başlar. Eseri birbirlerine soran Sanat Tarihçilerini ve güvenlik görevlilerini bir düşünsenize… Kayıtlara bakıldığında güvenlik görevlisinin müzede her şeyin sıradan olduğunu rapor ettiğini görürler. Ancak resmin nerede olduğuna dair kimsenin en ufak bir fikri yoktur.

Haber çok hızlı bir şekilde tüm Avrupa’ya oradan Dünya’ya yayılmıştır. Mona Lisa tablosu çalınmıştır. Herkesin merak ettiği şey ise ‘Neden Mona Lisa ?’ olur. Herkes bu soruya bir açıklama beklerken Louvre Müzesi Küratörü Benedite ‘‘Bu resim bir şahsın elinde hiçbir anlam ifade edemez’’ diye açıklama yapar.

Kısa süre sonra müze çalışanlarının hafızaları da çalışmaya başlar ve bu hırsızlıktan nerdeyse 1 yıl önce alınan tuhaf bir mektup gelir akıllara. Bu mektup bir ihbar mektubudur ve Mona Lisa tablosunun çalınacağını söyler!

Polis müze ve çevresinde detaylı bir inceleme başlattı, ancak oradan da bir şey çıkmadı. Sonra çok ilginç bir şey daha fark edildi. İnsanlara Mona Lisa’nın çalındığını söylüyorlardı. Herkes dilden dile tablonun çalındığını yayıyordu ancak çok az insan tablonun neye benzediğini biliyordu.

Muhtemelen hırsız, çaldığı ilk zamanlarda resmi açık bir şekilde gezdirse de neredeyse kimse tanımayacaktı. O güne kadar kimse için çok önemli değildi. Meşhur bir resim de değildi.

Eserin bulunması için bu tablonun insanlar tarafından bilinmesi gerekiyordu ve bu yüzden binlerce kopyası basıldı ve Paris başta olmak üzere her yere dağıtılmaya başladı.

Paris halkı işe giderken, okula giderken, bir yerde yemek yerken veya kahve içerken bu resmi görüyordu. Şehre gelen turistler her yerde afişleri görüyor ve ülkelerine bu hikayeler ile dönüyorlardı.

Kısa zaman sonra ise ticari bir satış politikasına dönüştü ve posterleri basılmaya başlandı. Sigaralar, çikolatalar, kartpostallar, resim albümleri…

Her yerde bu gizemli kadın Mona Lisa yer alıyordu. Özellikle bu pek bilinmeyen eseri Leonardo Da Vinci gibi gizemli bir dahinin yapmış olması eser hakkında bir takım efsaneler ve masallar çıkmasına neden oldu.

Bu sırada Polis ilk olarak olağan şüphelilere bakmaya başlamıştı. Bu isimlerin başında ise Belçikalı Honore Joseph Gery Pieret vardı. Pieret daha önce de Louvre’den Mısır Medeniyetine ait bir heykel çaldığı için polis de ilk onun kapısını çaldı.

O sırada Pieret ise ünlü şair Guillaume Apollinaire’nin evinde kalıyordu. Bu durumda Apollinaire’de olağan şüpheli oluyordu.

Bir yıl sonra artık Mona Lisa’nın durduğu yerde Raphael’e ait başka bir eser duruyordu. Ondan da bir yıl sonra Louvre Müzesine bir mektup geldi. Bu mektup Floransalı antikacı Alfredo Geri’den gelmişti.

Geri mektubunda; bir mektup aldığını, mektubu yollayanın ise ‘Leonardo’ olduğunu ve ‘Mona Lisa’nın Leonardo’nun elinde’ olduğunu yazıyordu. Geri’nin söylediğine göre ‘Leonardo Mona Lisa’yı İtalya’ya vermek istiyordu.’

Geri bu mektubu sadece Louvre Müzesi ile paylaşmadı tabi. Hemen İtalya’daki meşhur Uffizi Galerisinin müdürü Giovanni Poggi’ye de gösterdi. Sonra burada Leonardo’ya yani ‘Leonardo’ takma isimli hırsıza cevap vermenin iyi bir fikir olacağını düşündüler. Öyleydi de..

Ona Mona Lisa’yı İtalya’ya getirmesini söylediler. Gizemli Leonardo kısa süre sonra Geri’nin antikalarını sergilediği dükkana geldi. Mona Lisa’yı kendisinin çaldığını ve eserin yanında olduğunu itiraf etti.

Mona Lisa

Para karşılığında eseri İtalya’ya geri vermeyi teklif ediyordu. Geri, ertesi gün olayı Uffizi müdürü Poggi’ye haber verdi ve birlikte Leonardo ile buluşmaya Tripoli-İtalia oteline gittiler. Leonardo lakaplı İtalyan hırsız Vincenzo Peruggia, Mona Lisa’yı yatağın altında saklıyordu…

Hırsız Peruggia bir zamanlar Louvre müzesinde marangoz olarak çalışmıştı. Burada çalıştığı zamanlarda bir şey canını çok sıkmıştı. Bir Fransız müzesinin duvarlarını süsleyen İtalyan ressamlar ve muhteşem resimleri… Bu kabul edilemezdi onun için. Mona Lisa’yı seçmesinin ise özel bir sebebi yoktu. Sadece küçük bir resimdi ve çalıp saklaması daha kolaydı…

Vincenzo Peruggia ‘İtalyan ressamların Fransız müzelerinde ne işi var?’ diye yola çıkarak sonuç olarak Fransız Kralına hizmet eden ve son günlerini onun sarayında geçiren bir İtalyan ressamın resmini çalmıştı. Peruggia ve hırsızlığına dair detayları aslında her yerden öğrenebilirsiniz.

Burada dikkat edilmesi gereken asıl şey Mona Lisa çılgınlığının başlaması. Peruggia resmen bir Fransız Müzesinin ekmeğine istemeden yağ sürdü. Eser yılda yaklaşık 9 milyon sanatseveri Paris’e çekiyor. Sanat tarihi veya Sanat dendiği zaman bile akla Mona Lisa tablosunun gelmesi bu hırsızlık olayıyla doğrudan orantılıdır.

Mona Lisa çılgınlığı hızlı bir şekilde yayıldı ve tüm bunlar günümüzde hala devam ediyor. T-shirtleri, çeşit çeşit ürünleri ile onu hemen hemen her yerde görebilirsiniz.

Hakkında kitaplar yazıldı, belgeseller çekildi… Bunların da çoğu, şifreleri ve gizemleri hakkında bir takım teoriler. Direkt olarak yalan demek istemiyorum.

Elbette araştırmalar yapılıyor ancak Sanat Tarihi camiasını pek doyurmuyor bu araştırmalar. Gözlerinde ‘L’ ve ‘S’ harflerinin bulunması, 72 sayısının gözükmesi gibi teoriler var.

Sanat Tarihçiler basit bir şekilde bu tip harf ve rakamların resimde oluşan doğal çatlaklardan kaynaklandığını söylüyorlar. Resim içinde bir uzaylı figürü olduğunu izlemiştim bir belgeselde.

Ancak uzaylıların varlığı ispatlandığı zaman uzaylı figürünü ciddiye alırım ve sizin de öyle yapmanızı tavsiye ederim.

Şimdi Mona Lisa’dan yani resimden ve sanatından biraz bahsedeceğim…

Leonardo Da Vinci yollar önce ayrıldığı Floransa’ya geri döner. Yıl 1502. Leonardo’nun şehre geri döndüğünü duyan varlıklı Francesco Di Giocondo adında bir adam, eşi Mona Lisa’yı resmetmesi için usta sanatçının kapısını çalar.

Teklifi kabul eden Da Vinci ise Sanat Tarihinin en meşhur eserlerinden birine 1503 yılında başlar. Son Akşam Yemeğinde olduğu gibi yine bir yenilik deneyecektir. Uygulanması zor olan ve sabır gerektiren bu tekniğin adı Sfumato’dur. Leonardo da Vinci’nin kendi yazdığı ‘‘Resim üzerine inceleme’’ adlı kitabında bu tekniğin yapılışından şöyle bahseder;

‘‘Resim yaparken kaba dış hatlar kullanmayın, kaba hatları yumuşak ve ince hale getirin. Gölge ile ışığın birleştiği yerde renkler çizgi gibi değil, bir sis bulutu gibi olsun’’

Şimdi bunu şöyle açıklayayım. Hani Mona Lisa resminin arka planında bulanık bir görüntü var ya… İşte onu nasıl yaptığını ve nasıl yapılması gerektiğini anlatıyor. Bu resim sanatı için çok büyük bir gelişme ve önemli bir buluş.

Böylece sanki günümüz kameralarında kullandığımız gibi arka plan bulanık bir görünümde iken, önde duran figüre odaklanılmış bir görüntü elde etmeyi başarmıştır. Ancak en önemlisi bu teknikle birlikte figür ve objeleri atmosferden ayıran çizgiler ortadan kaybolmuştur.

Sanki resim bir hacim kazanır ve nesneler arasında havanın dolaştığını hissedersiniz. Ünlü Sanat tarihçi Giorgio Vasari Leonardo Da Vinci’nin bu dönem çalışmaları hakkında önemli bilgiler verir.

Leonardo’nun resim üzerinde tam dört yıl çalıştığını ve bir türlü bitiremediğini söyler. Vasari’den sonra Leonardo resim üzerinde yaklaşık bir beş yıl daha çalışır…

Sfumato tekniğinde renklerin saydam gözükmesi için çok uğraşan Da Vinci renklerin üzerine sulu ince bir boya sürerek resmin detayları ve çizgileri kaybolana kadar uğraşır.

Böylece resim içinde uzakta kalan figürler daha solgun ve uzak görünürler. Eserin diğer bir önemli özelliği ise piramidal görüntüsüdür. Perspektif ve oran orantı sorunlarını özellikle ele alan Da Vinci eserin merkezinde piramidal bir görüntü yakalar.

Diğer önemli bir özelliği ise yağlı boya ile yapılması. İtalya’da bu şekilde resim yapan ilk ressamdır. Daha önce sadece fresk ve tempera kullanılırken Leonardo Da Vinci yağlıboyaya geçiyor ve bu eseri de ahşap üzerine yapıyor.

Hem yağlıboya hem sfumato hem de piramidal görüntü ile ortaya üç boyutlu bir görüntü çıkıyor.

Eser hakkında çok fazla yorum var elbette.  Sadece Avrupa’dan da değil. Mesela Doğulu bir Sanat Tarihçi olan Yukio Yashiro eserin Çin etkisinde olduğunu iddia etmiş ancak bu da pek bir destek alamamıştır…

Sigmund Freud ise Mona Lisa’nın ‘Toplumun kadına bakış açısını’ yansıttığını söylüyor. Anaç ve baştan çıkarıcı gibi iki zıt özelliği içinde barındırdığını söylüyor.

Mona Lisa tablosu ile ilgili bana en ilginç gelen şeyler gülümsemesinin gizemi ve arka plandaki iki farklı dünya… Mona Lisa’nın bize göre solu dünyaya benzerken sağı sanki farklı bir dünyayı betimlemektedir. Ancak daha önce de söylediğim gibi popüler olmasını çalınmasına borçludur diyebiliriz.

Ayrıca eser bazı sanat akımlarınca da ilginç bir şekilde kullanıldı. Geleneksel sanat eserlerini hedef alan ve sanat kavramını sorgulayan Marcel Duchamp’ın ‘Bıyıklı Mona Lisa’ resmi de çıktığı dönem oldukça ses getirdi. Bu çalışmanın ilginç yanı ise Bıyıklı Mona Lisa’nın altında yazan ‘L.H.O.O.Q’ yazısıdır.

Bu ‘Kızın Yakıcı Kalçaları Var’ anlamına gelmektedir. Bu resim 1919 yılında Mona Lisa’nın çalınmasından 8 yıl sonra yapılmıştır.

Leonardo Da Vinci, ‘Son Akşam Yemeği’ ve ‘Mona Lisa’ gibi muhteşem eserleri ve bilimsel çalışmaları ile ünlü ve öyle de kalması gereken şüphesiz muhteşem bir insandır.

Hem sanatçı hem de bilim adamı olarak gelecek nesillere bir şeyler bırakmayı amaçlayan ve yaşadığı dünyanın gizemini aralamaya çalışan biridir. Aksine daha çok gizem yaratmayı amaçlayan birine pek benzemez. Ona yapılan büyük mucit yakıştırmaları da biraz abartılıdır.

Çok büyük ve kapsamlı bir kütüphaneye sahip Da Vinci’nin tank, uçuş, dalgıç v.s projelerinin kendisine ait olmadığını ayrı ayrı dallarda uzmanlaşmış kişilerin projelerini geliştirip biraz daha ileri götürdüğünü bile görebilirsiniz.

Dönemin en iyi matematikçisi ve anatomi uzmanı ile çalışan Da Vinci bu iki alandan da resimlerinde muhteşem bir şekilde faydalanmış ve Rönesans’ın en önemli sanatçılarından biri olmuştur.

SONRAKİ OKUMA : Leonardo Da Vinci Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Aydınlanma çağında ortaya çıkan hümanizm, perspektif gibi konuları özellikle ele alan sanatçının eserlerine bu gözle bakılmalı ve zaten muhteşem ve inanılması güç olan yetenek ve sanatını bir de uzaylılar ve şifrelerle kirletmemeliyiz…

Celil Sadık, Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu, İletişim : celilsadk02@gmail.com , Twitter : @SanatnTarihi

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir