Mulholland Drive – Kabus mu Şizofreni mi?

- Okuma süresi: 4 dk, 23 sn

Mulholland Drive

Mulholland Drive 2001 yapımı bir David Lynch filmi. Kendisi en sevdiğim yönetmenlerden biri olmasına rağmen ve Mulholland Drive filmini de daha önce bir iki kere izlemiş olmama rağmen çok iyi anlayamamıştım. Tekrar izlediğimde yapbozun tüm parçalarının kafamda yerine oturduğunu söyleyebilirim.

David Lynch’in filmlerini özellikle karmaşık yaptığını bilmekle beraber bu filminin belki de anlaşılması en zor filmi olduğunu söylemem gerekiyor. Filmin başrol Diane’in bir kabusu veya kendi kafasında kurduğu bir şizofrenik gerçekliği olduğunu düşünüyorum.

Mulholland Drive’a dair bir spoiler vermenin çok zor olduğunu düşünüyorum çünkü David Lynch filmlerinin ortak özelliği bize bir konudan veya plottan çok bir deneyim vaad etmesidir ve aynı resim sanatında olduğu gibi sembollerden oluşan bir labirent sunmasıdır bence.

Mulholland Drive ilk bakışta Hollywood’a aktris olmak için gelen bir kadının evinde bir kaza sonucu hafızasını kaybeden başka bir kadını bulması ve bu ikilinin başından geçen olaylar gibi görünse de filmin sonlarına doğru gerçekliğin aslında bu olmadığını anlıyoruz.

Filmi dikkatli izleyenlerin göreceği üzere Lynch filmi başrol Diane’in olduğunu düşündüğüm bir yatakta yastığa zoom yaparak başlatmış. Bu ve filmin rüyalarımızdakine-daha doğrusu kabuslarımızdakine-benzer bir atmosferde ve karmaşıklıkta geçmesi filmin bir kabusu anlattığına en büyük kanıt belki de. Ama Lynch’in bizi filmin sadece bir kabus olduğuna inandırmaktan daha çok filmi birden fazla şekilde yorumlamamıza sebep olacak ipuçları bırakacağını da unutmamamız gerekir.

Filmde zaman zaman yer verilen kara kutunun açılmasıyla bazı gerçeklerin ortaya çıktığını görebiliriz. Bu gerçeklerden biri filmin başından beri izlediğimiz ve gerçeklik olduğuna inandığımız kurgunun aslında göründüğü gibi olmadığıdır. Camilla olarak tanıdığımız ve filmin başındaki kaza sahnesini izlediğimiz karakterin filmin ortalarında Betty ile-yani aslında Diane ile-yaşadığı yakınlaşma bize sunulan kurguya dair en önemli ipucu belki de.

Kazanın gerçekleştiği yerden ulaşılan parti benzeri sahnede-ki bunun gerçeklik olduğunu varsayıyorum-Diane’in Camilla ile yönetmen arasındaki yakınlaşmayı izlemesi ve aşık olduğu kadının bu davranışlarına ve terkedilme duygusuna dayanamaması sonucunda partideki karakterlerden ve Camilla’yı öldürmesi için bir katil tuttuğu restoran sahnesinde de gördüğümüz gibi hafızasında yer eden isimlerden oluşan bir gerçeklik kurgulaması filmin bir diğer açıklaması olabilir.

Filmin sonunda Diane’i evinde çökmüş bir şekilde görmemiz ve sürekli Camilla ile olan gerçekliğine tutunmaya çalışması da filmin başından beri izlediğimiz sahnelerinin şizofrenik bir gerçeklik olduğuna dair en büyük kanıt.

Lynch kendine özgü renklerle ve sahnelerle bir yapboz oluşturmuş ve seyirciye sunmuş görünüyor. Son olarak bahsetmem gereken önemli bir sahne de filmin ilk 20 dakikasında karşımıza çıkan ve sinema tarihindeki en korkutucu olmasa da gerilimli sahnelerden biri olduğunu düşündüğüm, iki adam arasında geçen rüya benzeri sahne.

Restoranda oturan adam karşısındaki adama rüyasında gördüğü korkutucu bir yüzü anlatır ve içinde bulunduğu gerçeklik bir anda rüyasındaki gerçekliğe benzer bir hal alınca gerilimin sürekli arttığı bir sahne çıkar karşımıza. Sahnenin sonunda ortaya çıkan siyah ve korkutucu yaratık benzeri karakterin korkuyu ve gerilimi sembolize ettiğini düşünüyorum.

Filmin sonunda bu karakterin oynadığı kara kutudan çıkan yaşlı çiftin minyatür versiyonlarının Diane’in evine girmesi ise Diane’in zihninin derinliklerinde var olan ve artık bilinçaltında tutmayı başaramadığı korkularının bir yansıması olabilir.

Kara kutunun anlamı neydi? Yaşlı çift neyi temsil ediyor? Filmde Hollywood’a yönelik eleştirilerin anlamı nedir? Lynch sinemanın bir rüya yaratma aracı olduğunu mu düşünüyor yoksa kendi şizofrenik yaratıcılığının bir dışavurumu olmasını mı istiyor? Mulholland Drive’da bu soruların cevabı yok belki ama Lynch sanatın asıl amacı olan insana özgü soru sorma yetisini kullanmaya itiyor seyirciyi.

Tarkovsky’nin de dediği gibi sanatın asıl amacı insana varoluşumuzun amacını açıklamak, belki de hiç açıklamaya bile gerek duymadan seyirciyi bu sorularla başbaşa bırakmaktır. Mulholland Drive çok katmanlı kurgusuyla, seyirciye bıraktığı sorularla, dışavurumcu dokusuyla ve zihnimize kazınan sahneleriyle neden 21.yüzyılın en iyi filmi seçildiğini kanıtlıyor.

Yönetmen olmak isteyen biri olarak Lynch ile aynı zamanda yaşıyor olmak ve filmlerinden eş zamanlı bir şekilde ilham alabilmek benim için olduğu kadar eminim ki pek çok insan için de oldukça heyecan verici bir gerçeklik.

Yazımı filmin en büyük gizemiyle sonlandırmak istiyorum: Silencio!

mulholland-drive

SONRAKİ YAZI : Modern Bir Eskatoloji, Kozmogoni ve Köken Miti Olarak Terminatör 2 : Kıyamet Günü

Emre Erol. ODTÜ Mimarlık bölümü eski öğrencisi. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenim görüyor. İletişim: emmrerol35@gmail.com Twitter: @emrreeroll

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir