Osmanlı Kadıları – Osmanlı Devleti’nin Altın Adamları

- Okuma süresi: 4 dk, 54 sn

Kültürel mirasımıza yerleşmiş, gücün ihtişamından gelen kusursuzluğu tabir eden ‘Kadı Kızı’nın, böylesi kusursuz olması konusunda sebep sayılan Osmanlı Devletinin altın adamlarından bahsedeceğiz.

Arapça kökenli ‘Kada’ kelimesinden gelen Kadı kelimesi, orijinal dilinde yargıç manasına gelmektedir. Hem hukuk hem de idare adamı sayılan Osmanlı kadısı, böylesi bir yetki gücünü elinde tutmak için uzun ve zorlu bir süreçten geçmektedir. Öncelikle bu süreçten bahsetmek gerekir.

Osmanlı Devleti devşirme sistemi ile devlet kademelerinde görev yapacak çocukları yetiştirmek üzere seçerdi. Bir erkek çocuğun devşirme sistemiyle seçilebilmesi için bazı şartlar aranırdı. Örneğin seçilecek çocuklar taşradan toplanır, şehirde yetişen çocuklar tercih edilmezdi.

Aynı zamanda ailenin tek erkek çocuğu varsa bu ailelerden çocuk devşirilmezdi. Osmanlı’nın asi millet olarak nitelendirdiği Kürt, Rus, Gürcü, Yahudi ve Çingenelerden çocuk devşirilmezdi.

kadı

Bununla birlikte imtiyazlı sınıf sayılan soylu ve papaz çocukları, bazı görevlilerin çocukları ve sığırtmaç ya da çoban çocukları da devşirilmezdi. Yine sanat öğrenmiş çocuklar mesleklerin devamını sağlamak için devşirilmezdi. Fiziksel olarak sağlıklı çocuklar seçilir, çok kısa ya da çok uzun boylu sayılan çocuklar elenir. Köse, topal, kel çocuklar da tercih edilmezdi.

Bu elemelerden sonra belirli periyotlarla Padişah Fermanıyla emredilen çocuklar devşirilir ve İstanbul’a getirilirdi. Bu çocuklar Ağakapısında Yeniçeri ağası tarafından kontrol edilir, müslüman olur ve sünnet edilirdi. Böylece Cizye vergisinden muaf duruma getirilirlerdi. Eğitildikten sonra bir kısmı Topkapı Sarayı’na yollanır, bir kısmı Kapıkulu Sipahi bölüklerine verilir, daha uzun boylu ve güzel olanlar Bostancı Ocağına gönderilirdi.

Başarılı ve öğrenmeye açık çocuklar eğitim aldıktan sonra devlet kademelerinde görevlerindirilirdi. Bu çocukların en başarılılarıysa Divan-ı Hümayun’a kabul edilirlerdi. Kadı Divan-ı Hümayun’u oluşturan üç ayaktan biri olan ‘İlmiye’ sınıfına mensuptu. Medrese bitiren bir İlmiye sınıfı mensubu, önce müftülük yapar, daha sonra yeterli görülürse Müderris olur. Bir müderris gerekli imtihanları geçebilirse ‘İstanbul Ruusu’ denilen icazeti alabilirse kadı olur. Kadı İstanbul’dan atanır.

osmanli-kadi

Atanan kadılar eğer Rumeli’de görev yapıyorlarsa Rumeli Kazaskerliğine, Anadolu’da görev yapıyorlarsa Anadolu Kazaskerliğine bağlı sayılırlardı. Yeni atanan kadılar küçük kazalarda görev yapmaya başlarlardı. Bir kadı aynı yerde iki seneden fazla kalamazdı.

Bunun sebebi Kadının yerel halk ile bağ kurmasını önlemekti. Halk ile araya konulan bu mesafe kadının elinde bulundurduğu büyük gücü daha tarafsız ve daha doğru şekilde kullanabilmesi içindir. Kadı Halk ile Devlet arasında bir aracı konumundadır. Halka karşı devleti, devletin otoritesini ve adaletini temsil ederken, devlete karşı halkın sözcüsü konumundadır. Tecrübesi artan kadılar giderek daha büyük merkezlerde görevlendirilmeye başlarlar. Kadıların sorumlulukları iki ayakta toplanır.

Prof. Dr. İlber Ortaylı ‘Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı‘ adlı eserinde kadının sorumluluklarını şu şekilde anlatmıştır;

Osmanlı’da kadı bir mahkeme yargıcı olduğu kadar aynı zamanda bir noter, şehirdeki vakıfların müfettişi ve tabi ki belediye reisidir. Ayrıca, şehrin asayişini yürütmekle görevli zabitleri, subaşı, asesbaşı gibi görevlileri denetler, onların amiridir.  Çarşı ve esnafın kontrolünü yapan muhtesip dediğimiz memurlar da ona bağlıdır.’ (11)

Görüldüğü üzere kadı, Osmanlı tarihinde çok kritik, önemli ve kırılgan bir rol oynamaktadır. Yine aynı kitapta rastladığımız bir örneğe bakarak kadı olmanın nasıl büyük bir sorumluluk getirdiğini de görürüz. Şöyle ki 4. Murat Bağdat seferine çıktığı vakit İzmit Kadısını yoldaki karları küretmediği gerekçesiyle idama mahkum etmiştir. Kadılık müessesesi sürekli denetlemeye tabi tutulmuş ve denetleme işi yine kadılar tarafından yapılmıştır.

Yusuf Has Hacip’in ‘Kutadgu Bilig’ adlı kıymetli eserinde, devletin bekasının adaletin sağlanmasıyla doğru orantılı olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla devletin istikbalinin sağlanmasında doğru yargının ve onu yapacak doğru yargıcın önemi oldukça büyüktür. Bu önemli müessesenin bozuluşu 17. yüzyılda başlamış ve imparatorluğun çöküşüyle doğru orantılı olarak devam etmiştir.

Kadılık müessesesi Yeniçeri ocağının 2. Mahmut tarafından kaldırılmasıyla büyük darbe aldı. Bunu 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı da destekledi. Giderek zayıflıyan Kadılık makamı 1924 yılında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Geriye dil mirasımıza girmiş atasözleri, deyişler ve en önemlisi Kadı sicilleri kalmıştır.

Kadı Sicilleri

Bir diğer ismi Şer’iyye sicilleri olan bu defterler, kadıların tuttuğu resmi zabıtlardan oluşur ki Türk tarihçiliği için oldukça özel bir yere sahiptirler. Özellikle Sosyal Tarih anlamında çok zengin bir içeriğe sahip siciller önceleri dağınık halde bulunmaktaydı. Daha sonra Milli Kütüphanede toplanmaya başlayan siciller Osmanlı Arşivinde toplanıp araştırmacıların hizmetine sunuldu.

Selçuklular – Tarih Sahnesine Çıkışı ve Devletin Kuruluşu

Kaynak: 
Prof. Dr. İlber Ortaylı - Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı
Prof. Dr. Yavuz Ercan - Osmanlı Yönetimindeki Gayrimüslümler
İslam Ansiklopedisi
 

Özge Yüksel, 7 yaşından beri mütemadiyen okur-yazar, bolca hayal kurar arada fotoğraf çeker. Tarih Mezunu. İletişim : ozgeyuksel571@gmail.com

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir