Roma Sanatı ve Mimarisi – Etrüskler

- Okuma süresi: 4 dk, 33 sn

Roma, “Romulus ve Romus” efsanesine göre İ.Ö 753 yılında kurulmuş ve 753-509 yılları arasında Etrüsk kralı tarafından idare edilmiştir. Bu yüzden Roma sanatı kaynağını Etrüsk sanatına dayandırır bazı kaynaklar.

Fakat Yunanistan, Roma hükmüne girdiğinde, dinde ki etkiyle yunan sanatı, Etrüsk sanatına karışır ve bu sanatların sentezi sonucu yepyeni bir sanat anlayışı ortaya çıkmıştır. Kısaca Roma sanatı için Yunan sanatının taklit edilmiş devamı ya da yozlaşmış biçimi de diyebiliriz.

Roma Sanatı Mimarisi

Roma sanatı temeli mimaride yatmaktadır. Mimari bir kudret gösterisinin biçimlendirilmiş halidir. Heykel sanatının aksine mimarlar Romalıdır. Bu açıdan Roma mimarisi, Romalıların görüş ve iradesinin tipik bir yansıması olarak ele alınabilir. Bu mimariye Etrüsklerin rüstik (duvarları yarı yontulmuş ya da taşın ilkel durumunu anımsatır biçimde yontulmuş taşlarla örülmüş olan yapı) unsurlarını da almıştır.

Fakat bu rüstik zevk Greklerde görülmez. Heykellerinde Helenistik ifadenin yanında Barok sanatın natüralist heykel değerleri de vardır. IV. Ve V. Yüzyıllarda Grek sanatına hayran bir klasisizmaya da düşmüşlerdir. Roma Akdeniz çevresinden, Asya, Avrupa ve Afrika ülkelerinden de bazı mimarlık biçimlerini örnek almıştır.

Fakat bu çeşitliliğin arasında yapılarına Roma damgasını vurmuştur. Örnek verecek olursak kubbeyi Etrüsk ‘ten almış olsa da kendi kullanabileceği bir yapı biçimine getirip adını vermiştir..

Planlayıcı ve teşkilatçı olmalarının verdiği etkiyle şehirler planlı olarak yapılmıştır. Taş, tuğla ve mermer kullanıp mimari eserler ortaya koymuşlardır. Zaman içerisinde kireç harcını bağlayıcı olarak kullanmış olmalarının etkisiyle kemer ve kubbe yapım tekniğinin ilerlemesine, geniş alanların üzerlerinin örtülmesi ve de geniş mekânlı, kubbeli, anıtsal yapıların inşa edilebilmesini sağlamıştır.

Roma şehrinin örneği günümüze kadar gelememiştir, apartman tipli, katlı binalar bulunmasına rağmen, Pompei kalıntılarında bulunan Roma evleri, düz plana göre kurulmuştur.

Romalılar ahşap çatı örtüsü yerine, büyük mekânın üzerini örten kagir tonoz ve kubbeyi seçmeleri, ağır taşıyıcı duvarların yapılmasında temel oluşturmuştur. Bu nedenle sütunlar daha çok dekoratif amaçlarla kullanılmıştır. Yine bir ilk olarak sütun üslubuna kompozit başlık ’ı katmışlardır. Yine Pantheon ’un inşası da bu dönemde başlamaktaydı.

Romalılar dekoratif özellikli Grek yapı sanatına karşılık, fonksiyonel ve strüktif yapılar ortaya koymuşlardır.

Bunlar;

  • Zafer Takı
  • Dikilitaşlar
  • Tiyatrolar
  • Hamamlar
  • Podyum Tapınağı
  • Merkezi Kubbeli Yapılar
  • Tonoz ve Kemerli Yapılar
  • Şehir Kapıları
  • Köprüler

Etrüsk tapınaklarının etkisiyle yapılmış olan Roma tapınaklarının çoğu Yunan tapınaklarına benzemekte. Romalılar merdiven sütunlarını binanın ön cephesine yapmış olmalarıyla farklarını ortaya koymuşlardır. Ayrıca, Yunan tapınakları bağımsızken, Roma kutsal mekânların bir ünitesi biçiminde inşa edilmesiyle yine farkını yansıtmaktadır

Roma Sanatı

Tiyatrolarda fark ise orkestra yani koro heyetine ayrılmış olan orta alanda Altar bulunmayışıdır. Yunan tiyatrolarında halkın oturacağı merdiven şeklinde basamaklar dağ yamacına inşa edilirken, Romalılar düz yerlerde, kemerler ve tonozlar üzerine inşa etmeyi seçerek daha büyük yapılar olmasını sağlamaktaydı.

Yunan tiyatrosunda orkestra daire biçimini alırken Roma tiyatrosunda yarım daire şeklindedir ve sahne daha derindir.

Sütunlu caddelerde Roma mimarisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Roma sanatı ile gelişen diğer bir dal ise heykel ve büsttür. Alçak kabartma, yüksek kabartma, ronde-bosse (yüzeyden ayrılmışçasına gövde ve iyice belirgin yüksek kabartma) gibi teknikler ile insan anatomisini tamamen ortaya koymuşlardır. Fakat Heykel mimari kadar ileri seviye olmamakla beraber Yunan heykelciliğinin taklidi olmuştur.

Konularında yine Yunan mitolojisinin sadece isimlerini değiştirip aynı tanrılara yer vermeleri de buna örnek olarak gösterilebilir. Bunun yanında Roma heykelciğinde imparatorun ve ailesinin, askerlerin, devlet adamlarının portre heykellerini yapmışlardır.

Roma resim sanatı başlarda Helenistik sanatın devamı niteliğini taşımakta olsa da zamanla Helenistik kompozisyonu ve ifade tarzını kendilerine uygun biçimde değiştirip geliştirmişlerdir.

Roma sanatı ve resim denildiğinde ise akla ilk gelen Fresko ‘dur. Buna en iyi örnek Pompei kazılarında elde edilmiştir, Ev duvarlarında tavana kadar boyalı freskler ortaya çıkarılmıştır. Bunlarda desen de ve kompozisyonda aksaklıklar olmasına rağmen konuyu canlandırdığı görülür. Resimlerinde perspektif kullanmamışlardır.

Pompei Freski

Figürler ise doğal büyüklüğündedir. Çizgiler ağır basar. Natürmort tarzda resimler görülür, bunlar boşlukları doldurma amaçlı süsleme için kullanılmıştır.

Kaynakça: Dünya Sanat Tarihi- Adnan TURANİ , Sanatın Öyküsü- E.H.GOMBRICH , Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü- Doğan HASOL

Reyhan Kesme, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi'nde Sanat Tarihi Bölümü okuyor. İletişim : rreyhankesme@gmail.com

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir