Sanat Felsefesi ve Düşünürler

- Okuma süresi: 5 dk, 17 sn

Sanat Felsefesi

Yapılana “sanat” adı verilmesi daha sonralarda olmuş olsa da, etkinlik olarak sanat insanlığın ilk işlerinde de görülmektedir. Peki bir işin sanat olması için nelere dikkat edilmeli, nelere özen gösterilmeli? Öncelikle bir eserin, işin, yapının “sanat” olabilmesi için insan elinden çıkması gerekmektedir.

Sanat eserleri doğada her gün olan ve süregelen olaylar zinciri değildir. Eşsiz ve biricik olma zorunluluğu taşırlar. Özgünlük tamamlandıktan sonra da yaratıcılık başlar.

Zanaat eseri olmaması gerektiğini de tahmin edersiniz. Bunlar birleşince, sanatçının duygu, düşünce ve dünyayı algılama şekli de katılır. Bütün bunlar harmanlandığında da ortaya eser çıkacaktır.

Sanatçının, kişiliğinden bağımsız olmadığına inanılarak, esere kattıkları kendi stili olur. Ve belki de hatırlanacağı stil. İşte tamda bunların anlamlarını ve özünü konu alan bilim dalına sanat felsefesi denir. Bu yazıda ise bazı felsefecilerin sanat ve estetik kuramlarını ele alacağız.

Platon’a Göre Sanat

Platon felsefesi, felsefe tarihinde ilk sistemli felsefi düşünce kaynağı olarak kabul edilmişse de hocasının Sokrates olduğunu biliyoruz. Yalnız Platon düşünce yapısını hocasından daha ileriye taşımıştır. Ve genelde sofistlere karşı bir tutum sergilemiştir.

İlkçağ sanat anlayışı yani Platon ve Sokrates’ten önceki dönem daha doğaya bakan bir dönemdir. Metafizik ve kosmolojinin tartışıldığı dönemde sanata bakış da bu şekilde yansımıştır. MÖ VI ve V. yüyzyılları kapsayan bu süreçte sanat algısı da mitolojik-poetik nitelik taşır.

sanat felsefesi
Hesiodos‘a göre “kadın”; kalon kakon yani “güzel olan bir kötülük” anlamı taşır. Kadın kavramsal olarak da deniz, su, güzellik ve güzel olan kötülük olarak tanımlanır. Sokrates ise bir estetikçi olarak neredeyse “iç güzellik” diyebileceğimiz bir biçimde öz tutkunudur. İlk çağ estetiği genel olarak güzellik felsefesi ile sanat yapıtı ve genellikle sanatı içeren sanat felsefesi ile meydana gelir.

Platon’un güzellik anlayışı oldukça düzenli ve sıralıdır. Sanat anlayışı, mimesis, de buna göre şekillenir. Platon’a göre sanat bir taklittir, gölgedir.

İdea’nın yani hakikatin yansıması olan sanat, doğru ve yanlışın hatta var oluş ve olmayışın da yansımalarıdır. Üç türlü “öykünme” ayrımı yapmaktadır: birincisi katılma, ikincisi özdeş olma ve üçüncüsü benzeme.

Bunun sonucunda tüm eserler ve yaratılmış şeyler, sonuç olarak nesneler formlarının taklitleridir. Platon bir ressamın yarattığı eserinde yalnızca gölgenin gölgesini gösterdiğini anlatır.

Yine Platon’a göre sanatın insanlar üzerinde eğlendirici bir etkisi vardır. Ona göre sanat kendisine özgü bir eğlence türüdür ve zarar vermez aksine sanatta duyulan hazzın başka bir eylemde duyulmayacağını belirtir.

Friedrich W. Nietzsche’ye Göre Sanat

“Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu” isimli ilk kitabında Nietzsche sanatı ve felsefeyi yunan dramasını baz alarak derinden incelemiştir. Ona göre bakılması gereken ilk alan İrrasyonalizm’dir.

Çünkü insanın temeli hayal ve şarkıdan gelmektedir. Ona göre insanı şekillendirecek, bir noktada “Üstinsan”a ulaştıracak, özgürleştirecek olan tek eylem yaratmaktır. Yaratma, sanatın başlangı olduğundan insanı geliştirecek, kendisini aşmasını sağlayacaktır.

sanat felsefesi

Nietzsche’nin anlattığı iki sanat tanrısı vardır: Dionisos ve Apollon. Uyum’u simgeleyen Dionisos müziğe odaklanır, Apollon heykeli simgeler. Müzik ile insan kendisini aşar, yeniden keşfeder. Heykele verdiği şekille de gelişerek biçimin en yüksek mertebesine erişir.

Uyum ve biçim güzelliğin iki öğesidir; uyum sezgiyle, biçim de görmek ile kavranır. Bu ikili ying ve yang gibi hem birbirlerine zıt hem de birbirlerini tamamlar nitelikte olduklarından yapacakları dans sonucunda sanatın en iyisi, büyüğü tragedya ortaya çıkacaktır. Fakat tüm bunlar yalnızca Nietzsche’nin tanımladığı “Üstinsan”da gerçekleşebilir.

Sigmund Freud’a Göre Sanat

Hiçbir eylem nedensiz değildir. En ufak hareketin mutlak bir sebebi vardır. “Ruhsal gerekircilik” adı verilen bu sav, psikanalitik kuramların temeli varsayımıdır.

Fakat bazı davranışlar kolaylıkla açıklanabilirken bazı davranışların sebeplerini bulmak neredeyse imkansız olabilir. Bunun sebebi insan davranışlarının bazılarının bilinçli, bazılarının bilinçaltı ve bazılarının da bilinç dışı oluyor olmasından dolayıdır.

Freud der ki; “Biz”i anlatan bilim ile “Ben”i anlatan sanat, “bir insana giden en kısa yoldur.” Yine Freud’a göre psikanalitik açıdan yaratıcılık, geçerli ve yeni çözümler bulabilme yeteneğidir. Aynı zamanda ikna edici, anlamlı özellikler taşıyan imgesel ürünler yaratma becerisidir.

İmgelem dediğimiz hayal gücü ise var olmayan şeylerin tasarımlarını anlama sürecidir. Yaratıcı etkinliğin sonuçları tanımı gereği özgün, beklenmeyen ve dolayısıyla sonu kestirilemez olduğundan yaratıcılık nedensel bir duruma oturtulamaz.

sanat felsefesi

Çünkü kavramak adına zor bir kavram seçilmiştir. Öte yandan yaratıcılık dediğimiz olgunun genelgeçer bir yetenek mi yoksa özel, sanatçıya özgü bir yetenek olup olmadığı da hala tartışma konusudur. Sanatçı, bilinçaltındaki baskılardan kurtulmak için yaratır.

Ve sanatçının yaratacağı ya da yaratmış olduğu eseri, nesneyi birincil olarak bilinçaltından aldığından ortaya çıkacak şey de onun iç dünyasını yansıtacaktır. Bu sebeple deha ile delilik arasında ince bir çizgi vardır.

Sanatı felsefeyle harmanlamak hemen her zaman Antik Çağlardan esinlenilmiş ve onlar baz alınarak şekillenmiştir. Gördüğünüz üzere bilim dahil birçok alanda elbet sanat, estetik ve güzellik kavramları tartışılıyor. Yazının devamı için, ikinci bölüm yakında sizlerle!

İLGİLİ YAZI :> Sanat Nedir ? Kuramsal Görüş ve Düşünürler

Bozkurt, N., Sanat ve Estetik Kuramları, Sarmal Yayınevi, Ekim, 1995.

Ankara Üniversitesi, Sanat Tarihi 3. Sınıf öğrencisi. Rönesans'a ve bilime olan düşkünlüğüm ile yazıyorum. Zevkle okumanız, sanatı sevmeniz dileğiyle. İletişim: kivilcim_sengul@hotmail.com

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir