Vermeer ve Yapıtları – Barok Sanatın Işık Ustası

1632 yılında, Hollanda’nın Delft kentinde doğan Johannes Vermeer, bir hancı ve sanat simsarının oğludur. 1653’te Catharina Bolnes’le evlenir ve çiftin bu evlilikten on beş çocuğu olur. Bütün yaşamı boyunca borçlarıyla uğraşır, hatta resimlerini satarak borçlarını ödemeye çalışır.

İtalyan resimlerinin değerlerini belirleyen bir sanat eksperi olarak çalışır. Kısa sayılabilecek bir ömür yaşayan Vermeer, 1675’te doğduğu kent Delft’te bu sefer gözlerini yumar.


17. yüzyıl Barok sanat dönemi, ilk olarak Roma’da baş gösterdi. Hollandalı sanatçılar da bundan nasibini aldı elbette. Vermeer, bu dönemde eserler veren en önemli Hollandalı ressamlar arasına adını altın harflerle yazdırdı. Günümüze kesin olarak ulaştığı bilinen 34 resimden bazıları çok ses getirdi, bazıları ise gizemini hala korumakta.

”Lord of the Light” lakabıyla da anılan Vermeer, gerçekten de ışık uygulamalarındaki olağanüstü ustalığıyla tanınır. Fakat tarihi kaynaklarda kendisi hakkında o kadar az bilgi vardır ki, yaşamı efsanelerle ve spekülasyonlarla doludur. Onu daha iyi tanıyabilmenin tek yolu zannediyorum ki resimlerini incelemek:

View of Delft (Delft Görünümü)

Yaklaşık 1660 yılında resmedilmiştir. Bir manzara resmidir. Vermeer nadir de olsa manzara resimleri çizmiştir. Doğduğu ve aynı zamanda öldüğü Delft’in görünümünü konu edinen bu resimde iki kadın suyun kenarında durmakta ve solda birkaç çocuk oynaşmaktadır. Den Haag’da Sanat Müzesi’nde bulunmaktadır.

Vermeer
Küçük Sokak

Yaklaşık 1657’de tuval üzerine yağlı boya ile resmedilmiştir. Resim, muhtemelen Vermeer’in oturduğu evin karşısını göstermektedir. Sokak, olağanüstü doğal ve sakinlik içerisinde resmedilmiştir. Sokağın sakinleri işlerinde güçlerinde, kadınlar bir şeylerle uğraşmakta ve tüm bunlarla sükunet dolu bir şiirsellik aktarılmaktadır. Amsterdam’da Rijksmuseum’da bulunmaktadır.

Vermeer

Aslında Vermeer’in çok çocuğu olması, sürekli sıkıntılarla, borca batağında geçen seneleri, onun gayet de kargaşalı bir hayata sahip olduğunun işareti. Belki de bu yüzdendir ki resimlerinin çoğuna sakinlik, dinginlik hakim. Resimleri basit ifadeyle ”huzur veren” ambiyansları barındırıyor.

Resim Sanatı (The Art of Painting)

Ressamın yaklaşık 1666-67 yıllarında, tuval üzerine yağlı boya ile yaptığı, kuşkusuz en önemli resimlerinden biri.

Ressam, resimde bir ressamın resmedişini resmetmiştir. Ne renkli bir cümle oldu değil mi? Vermeer’in resmi de en az bu cümle kadar renkli. Renkli derken, renklerin kullanımından bahsediyorum. Evet, renkler ve ton geçişleri o kadar muntazam ki, Vermeer’in tekniğine şapka çıkarmamak mümkün değil.

Öncelikle Vermeer, Resim Sanatı adlı -ki bu eser Resim Alegorisi olarak da anılmaktadır- resminde bir ressama model olmuş bir kadını ve onu resmeden bir ressamı resmetmiştir.

Ressamın resmettiği model aslında bir ilham perisidir: Clio. Bunu resimdeki modelin elinde tuttuğu objelerden anlamak mümkün. Bir trompet, bir kitap ve kafasında defne yaprakları.

Alegorik bir figür olan Clio,Yunan mitolojisinde tanrı kompleksinden muzdarip olan suçlu Maxies Zeus’un bir ilham perisi olduğuna inandığı kız arkadaşı. Bu yönüyle Resim Sanatı, ressamın Clio’u resmetmesiyle esasında olağan bir atölyeyi, kuvvetli bir resim alegorisine dönüştüren Vermeer’in, kendisini yücelttiği fevkalade bir resim.

Resmin sol ön tarafında büyükçe bir perde, çekilmiş şekilde duruyor. Bu husus, resme gerçekten de büyük bir derinlik katıyor. Öyle ki atölyeyi geniş perspektiften görüyoruz.

Vermeer ve Kamera Obscura

Bu derinlik, Vermeer’in çoğu resminde mevcut. Bu derinliği yakalamak için nasıl bir teknik kullanıldığı hala sanat tarihçilerinin araştırma konusu. Hatta bazı sanat tarihçileri, Vermeer’in bunu ”kamera obscura” denilen aletle yaptığını ileri sürüyor.

Bu alet, fotoğraf makinelerinden çok daha önce kullanılmış, içinde film olmayan, aslında üç boyutlu bir objeyi, iki boyutluya dönüştürmeye yarayan bir alet.

Camera Obscura

Vermeer’in ışık kullanımının etkisinin en çok hissedildiği eserlerinden biri bu Resim Sanatı. Perdenin arkasından gelen ışığın kaynağı belli değil. Ama ışık avizeden başlayarak ilham perisine, masadaki nesnelere, yerdeki karo taşlara, sanatçının kat kat duran çoraplarına o kadar harika vuruyor ki, ton geçişlerinin zarafetine şaşmamak pek mümkün olmuyor.

Işık kullanımının yanı sıra gölgelerdeki hassasiyet de çok belirgin. Her bir gölge çok iyi yansıtılmış. Bu, ışığın haritada oluşturduğu gölgelerde belirgin bir şekilde görülüyor.

Vermeer, bu tablosuna özellikle ihtimam göstermiştir. Resimde, periyi resmeden ressam bilinçli şıktır. Ressamın giydiği yeleğin üst kısmındaki sütunların modeliyle,altına çektiği turuncu taytıyla özenli bir hava yaratmak istenilmiştir ve bu başarılmıştır da aynı zaman da. Hatta o kadar ki, Vermeer, borçları için mallarının peşine düşen alacaklılarından bu tabloyu kurtarmak için epey uğraşmıştır.

Yeleğin Modeli

Sanata düşkünlüğü ve önemli sanat eserlerini bir araya toplama isteğiyle de tanınan Adolf Hitler bu tabloyu satın almıştır.

18. yüzyılın sonlarına doğru Vermeer’in şöhreti hepten dibe vurmaya başlamıştı. Resim Sanatı, çizildiği dönemde o kadar beğeni toplamıştı ki, çekememezlikten olsa gerek, başka bir ressam, resmin altına imzasını atmıştı. Fakat 20. yüzyılda, Vermeer ile yakından ilgilenen sanat tarihçileri, tablonun Vermeer’e ait olduğunu doğruladı ve böylece ressam, sanat dünyasındaki sarsılmaz yerini almış oldu.

Belki de Vermeer’in atölyesinden bir görüntü olarak resmedilen bu tablo, Viyana’da, Sanat Tarihi Müzesi’nde bulunmaktadır.

Vermeer

İnci Küpeli Kız

İnci Küpeli Kız (Girl With a Pearl Earring)

Yaklaşık 1665 yılında yapılan, tüm dünyanın en tanınmış tablolarından biri olan fakat hala gizemini koruyan bir tablodur. 19. yüzyılda bir müzayedede ortaya çıkan bu tablodaki modelin kim olduğu, hangi duyguyu yansıttığı, gülüp gülmediği, bir şey söylemek üzere olup olmadığı, arkası dönük yürürken bir şey duyup mu döndüğü hala tartışılıyor.

Bu kadar tartışma arasında, tablodaki model bana, gülmeyle gülmeme arasındaki kararsızlığı; daha doğrusu gülümsenecek durumun ne olduğunun fark edileceği ana kadar geçen süreyi hissettiriyor.

Işık kullanımının inceliği, kullanılan tekniğin sıra dışılığı kendini hissettiriyor. İnci küpe, yansıtıcı güce sahip ve boynun karanlıkta kalan kısmını yansıtıyor.

Yüz hatları çok yumuşak resmedilmiş. Gölgelendirmeler ve tonlar arası geçişler yine muhteşem. Çalışma tarzı, alışılanın ötesinde yavaş olan ve senede ancak iki ya da üç tablo resim çizdiği bilinen Vermeer’in kullandığı teknik aslında çok zahmetli.

Onun manzara tablolarındaki bulutların geçişiyle anlattığı ‘zamanın geçişi’ olgusunu, burada İnci Küpeli Kız ile anlatıyor. Kızın bakışı izleyiciyi kendine bağlıyor.

Kuzeyin Mona Lisa’sı

Kuzeyin Mona Lisa’sı ya da Hollandalı Mona Lisa diye de anılan bu tabloyla Mona Lisa tablosu arasında gerçekten de benzerlikler var:

İkisinde de belirsiz bir arka fon var. İkisi de büst boyutlarında kadın portreleri. Daha doğrusu Mona Lisa portre fakat İnci Küpeli Kız bir portre değil. Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ı farklı bir türü yansıtıyor esasında, ‘tronie’ denilen türü. Tronie, bir karakterin, belli bir insan tipinin temsili, simgesi anlamına geliyor.

Sarı ve o kültüre yabancı kıyafetleri, büyük inci küpeleri, gözlerdeki esrarengiz bakışıyla İnci Küpeli Kız, aslında yabancı ve egzotik birini simgeliyor.

İnci Küpeli Kız tablosundaki modelin kim olduğu bilinmiyor. Ama bu kızın kim olduğuna dair iddialar elbette mevcut. Bu kızın, Vermeer’in büyük kızı Maria olduğunu ileri sürenler var.

Kızın, evin hizmetçisi olduğu ve inci küpelerin Vermeer’in karısı Catharina’ya ait olduğu ve bunların poz icabı takıldığı da iddialar arasında. Son bir iddia olarak da Vermeer’in bu büyüklükte bir inci küpe resmedemeyek kadar çulsuz olduğu gibi, inci küpelerin de gerçek olamayacak kadar sahte bir görünüme sahip olduğu ileri sürülüyor.

İnci Küpeli Kız kitaplara, filmlere de konu olmuş biri aynı zamanda. 2003 yapımı ”Girl With a Pearl Earring” filminin başrol oyuncusu Scarlett Johansson. Öyküsünü Tracy Chevalier’in yazdığı filmin yönetmenliğini Peter Webber üstlenmiş. Meraklısına gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir film.

Scarlett Johansson

Her ne kadar kişilik özelliklerine ilişkin bir şey ortaya koymasa da genç kızın bakışıyla tüm dünyanın hafızasına kazınmış bu tablo, Lahey’de Mauritshuis’te sergilenmektedir.

Süt Döken Kadın (The Milkmaid)

Yaklaşık 1658-60 yılları arasında yapılmış, benim de Vermeer’in yapıtları arasında favorim olan tablo.

Genç bir hizmetçi, bir kaba dikkatle süt dökmeye çalışıyor. Kızın yüzünde kayıtsızlık var sanki. Sütün kaba dökülüşünün çıkardığı o lıkır lıkır ses kulaklarımızda çınlıyor. Süt akıyor, zaman geçiyor, buna karşın resimde sanki zaman durmuş gibi.

Sağ alt köşedeki kutunun ne olduğu hakkında çeşitli rivayetler var ama kesin bilgi: O bir ısıtıcı.

Isıtıcı

Sarı ve mavi renklerin uyumu çok güzel yansıtılmış, tıpkı İnci Küpeli Kız tablosundaki gibi.

Vermeer’in en iyi bilinen yapıtlarından biri olan bu tablo Amsterdam’da Rijksmuseum’da bulunuyor.

İLGİLİ : Sandro Botticelli ve Venüs’ün Doğuşu

Vermeer’in günümüze ulaşan otuz dört tablosunun bir kısmını inceledik. Bunların yanı sıra bazı diğer resimleri de görülmeye değer:

  • Terazi Tutan Kadın
  • Dantel Ören Kız
  • Su Testili Genç Kadın
  • Müzik Dersi
  • Aşk Mektubu
  • Gitar Çalan Kız
  • Astronom
  • Konser

 

Yararlanılan Kaynaklar:

-Khan Academy

-Sanat / Ntv Yayınları

Toplam Puan!
Oy verin!
Teşekkürler!

Ali Han Yetimoğlu
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir