Kendini Keşfeden Adam - Sebastiao Salgado | Tarihli Sanat

Kendini Keşfeden Adam – Sebastiao Salgado

- Okuma süresi: 6 dk, 42 sn

Onu tanıyalı çok da uzun zaman olmadı. Fotoğrafçılığa merak salmış ve kursa gitmeye başlamıştım. Üçüncü dersimde onu tanımama vesile olacak ‘Toprağın Tuzu’ belgeselini izledim. Donuk gözlü, sessiz ve soğuk bir ihtiyardı ilk gördüğüm. Gençken yakışıklı biri olduğu hakkında bir varsayımda bulunmuştum.

İlk dakikalarda benim için sıradan bir belgesel olan ‘Toprağın Tuzu’ ilerleyen dakikalarda hayatımda ciddi anlamda iz bırakacaktı. Sonra benim için Fotoğraf sanatının Da Vinci’si olacak adamı keşfettim. O da kendini keşfetmişti… İşte onun öyküsü…

Sebastiao Salgado, 3 şubat 1944’te Brezilyalı bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya geldi. Kalabalık bir ailede büyüyen Salgado, Üniversite için şehire gönderildi. Bu onun taşradan ilk çıkışıydı. İlk günler onun için kabus gibiydi, fakat sonra Lelia ile tanıştı.

Tatlı Lelia henüz 17 yaşında bir Müzik öğrencisiydi. Sebastiao ona ilk görüşte aşık oldu. Birlikte siyasi faaliyetlerde bulunmaya başladılar. Sebastiao babasının isteği üzerine başladığı Hukuk Fakültesini bırakarak Ekonomi okumaya başladı.

Böylece Dünyanın çarkları hakkında fikir sahibi olmuştu. Ancak bundan birkaç yıl sonra siyasi sorunlar sebebi ile Brezilya’yı terkedip Fransa’ya göçmek zorunda kaldılar. Yeni evli çift burada kendi hayatlarını kurmaya başladılar. Sebastiao’nun başarılı bir kariyeri vardı, iyi giden işlerini Sorbonne Üniversitesinde yapılan bir doktora ile taçlandırdı.

Bu esnada Lelia Mimarlık eğitimi alıyordu. Lelia’nın dersleri için aldığı kamera Sebastiao’nun elinden düşmemeye başladı. İlk çektiği fotoğraf da elbette Lelia’nın portresiydi. Hayatlarına ansızın giren bu küçük makine Sebastiao’nun içinde daha önce varlığından haberdar olmadığı bir şeyler uyandırıyordu.

Tam bu esnada aldığı terfi onları Londra’da yaşamak durumunda bıraktı. Salgado içinde bulunduğu imar projesi vesilesiyle sık sık Afrika’ya seyahat etmeye başladı. Bu seyahatlerde bol bol fotoğraf çekti.

salgado

Londra’ya döndüğünde çektiği filmleri banyo ettirdi. Sonucu hem Lelia hem de Sebastiao oldukça tatmin edici buldu. Genç adam parlak bir kariyerin en saadetli günlerinde kendini keşfetmişti. Çift radikal bir karar alıp Paris’e geri döndü, ellerindeki son parayı fotoğraf çekmek için gerekli ekipmanı almak için harcadılar.

Bir süre birlikte seyahatler ettiler. Bu esnada Lelia çiftin ilk bebeklerine hamileydi. Çift Paris’e döndüğünde, 1974 yılında oğulları Juliano dünyaya geldi. Küçük Juliano büyüyünce babasının izinden gidecekti.

Bu esnada Sebastiao’nun çektiği fotoğraflar bazı saygın dergilerde yayımlanmaya başladı. Böylece genç adam ilk projesini yapmaya başladı. Sebastiao fotoğrafa karşı olan yatkınlığını keşfettiğinde pek çok alan denemiş ancak kendini Sosyal Fotoğrafçılığa yakın bulmuştu.

Othras Amerikas

İlk projesi için Güney Amerika’yı dolaşmaya karar verdi. Brezilya hariç tüm Güney Amerika’yı dolaştı. Projenin ismi ‘Othras Amerikas’ idi. Sebastiao kendinden çok farklı insanların arasında hiç sırıtmadan bulunmayı başardı.

Böylece eserlerinde doğallığı yakalıyordu. İnsanların arasında toprağa en sade haliyle sirayet eden su gibiydi. Onlarla birlikte yaşıyor ve makinesiyle seslerini kaydeder gibi yapıp hikayelerini dinliyordu. Kimsenin varlıklarını umursamadığı sıradan insanları hızlıca kapanıp açılan diyaframı sayesinde ölümsüzleştiriyordu.

Meksikalı müziksever çiftçiler, Ekvadorun güneyinde yaşayan Saragulara varana kadar Amerika’nın diğer yüzünü özgün üslubu ile 8 yıl boyunca kaydetti. Othras Amerika tam 8 yıl sürdü. 1979’da Salgado ailesine ikinci oğulları Rodrigo katıldı.

Beklemedikleri üzre küçük oğulları Down Sendromlu olarak dünyaya gelmişti. Bu durum onları çok üzse de onu çok sevip bağırlarına bastılar. Bundan birkaç yıl sonra Brezilya’ya döndüler. Sebastiao ülkesinin Kuzey doğusunda 6 aylık bir geziye çıktı.

Minas Gedais’deki aile çiftliklerine vardığında hayal kırıklığına uğradı. Büyük kuraklık sonucu Cennet bahçesine benzettiği çiftlikleri, ardını merak ettiği dağlar, ormanlar, güzel Rio Dose… Oysa o her zaman tüm bunların onun vizyonunu oluşturduğuna inanıyordu.

Tüm o güzelliklerden geriye çorak topraklar kalmıştı. Ziyaretin ardından üçüncü projesi olan ‘SAHEL : Yolun sonu’ isimli projesi için Afrika’ya gitti. Bu sefer ‘ Sınır Tanımayan Doktorlar ‘ isimli bir topluluk ile çalışıyordu.

2 yıl boyunca gezerek mülteci kamplarındaki dramı görüntüledi. Ona göre insanlar bir doğal afetin değil, insanoğlunun paylaşma sorunu yüzünden bu haldeydi. Bu durumla ilgili şöyle diyordu ”Devletin halkından yiyecek esirgediğini bilmek korkunçtu. Bu çok acımasız bir politik ahlaksızlıktı.’

Exodes

Yaptığı proje dünya çapında büyük ilgi uyandırdı. Daha sonra Lelia ile bir proje tasarladılar. Sebastiao pek çok ülke gezecek ve işçilerin fotoğraflarını çekecekti. Böylece yeniden uzun bir maceraya atıldı.

Saddam Hüseyin tarafından Kuveyt’te yakılmış 500 petrol kuyusunu ve bunları söndürmek için mücadele eden itfaiyecileri çekmeyi başardı. Bu sergisi de dünya çapında büyük ses getirdi. Lelia ile çalışmaya devam ederek başka bir kanayan yaraya parmak basmaya karar verdiler. ‘Exodes’ ismini alacak projede, gezegenin mülteci sorununu ele almaya karar verdiler.

Sebastiao Afrika’ya döndü. Ruanda’da Tutsi baskısından kaçan insanları fotoğraflamaya başladı. İç savaşı, göç eden mültecileri, açlığı, susuzluğu, kolerayı kare kare görüntüledi. Uzun süre 150 km uzunluğunda olduğunu söylediği bir ceset yolunu yürüdükten sonra kamplara geri döndü.

Bu esnada Yugoslavya’daki iç karışıklıklar sebebiyle Avrupa’nın göbeğinde derin bir dram yaşanmaktaydı. Sebastiao soluğu burada aldı. Sırpların yaptığı katliamdan kaçan mültecileri fotoğrafladı. Bunlar kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşuyordu. Erkeklerin çoğu öldürülmüştü. Sebastiao’ya göre böylesi bir dramın Avrupa’nın göbeğinde yaşanması tuhaftı.

1994 yılının yazında Afrika’da çalışmaya devam etti. Ruanda da durumun en umutsuz zamanlarında çalıştı. Öyle ki günde 10-12 bin civarında insan ölüyordu. Salgado yaşadığı deneyim hakkında şunları söyledi ”Oradan ayrıldığımda artık hiçbir şeye inanmıyordum. Tür olarak insanoğlunun kurtuluşu olduğuna inanmıyordum. Biz yaşamayı haketmiyorduk.”

Sebastiao yaptığı mesleği hem gören göz olmak, hem de gördüğünü gösteren bilinç olmak için yapmıştı. Bunların yanında hisseden bir kalpti o. Fotoğraf çekerken defalarca kamerasını yere bırakıp ağlamıştı.

Yaşadıkları ruhunda darp izleri bıraktı. Projesini aldığı bir haber sonunda noktalayan Sebastiao baba Salgado’nun rahatsızlığı üzerine Brezilya’ya geri döndü. Lelia ile birlikte çölleşmiş toprakların çaresine bakmaları gerekiyordu.

Genosis

Umutsuz oldukları bir dönemde Lelia parlak bir fikir ortaya attı. Birlikte ağaç dikeceklerdi. Böylece Atlantik yağmur ormanları için mücadele etmeye başladılar. Milyonlarca ağaç dikip kısa zamanda iklimin düzelmesine katkı sağladılar.

Sebastiao çocukluğunda ona hayaller kurduran doğadan ilham aldı ve alanının dışında seyredeceği bir projeye imza attı ”Genosis”. Kendi deyimi ile bu bir çeşit ”Gezegene Hürmetlerini sunma” yöntemi idi.

Salgado imza attığı pek çok başarıyla insanların takdir ettiği ve örnek aldığı bilge bir yaşlı adam. Çok özel olmasının pek çok önemli sebebi var, ancak bana göre bunlardan en önemlisi, başkalarının onu keşfetmesini beklemeden kendini keşfetmesi… Esen kalın.

Özge Yüksel, 7 yaşından beri mütemadiyen okur-yazar, bolca hayal kurar arada fotoğraf çeker. Tarih Mezunu. İletişim : ozgeyuksel571@gmail.com

1 Comment

  1. Selman

    23 Şubat 2018 at 20:46

    Harika

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir